Selamlar gezisever dostlarım!

Bugüne kadar çok sayıda şehir, ülke, tarihi mekan, müze, kafe-restoran, sanat merkezi, tatil beldesi, doğa harikası pekçok yere ait yazıya; gezi rehberleri, blog, tatil dergisi, ya da kitaplarda rastlamış, okumuşsunuzdur. İddia ediyorum; hiçbir gezi rehberinde gezilip tanıtılan yer olarak bir ‘hastane’yi göremezsiniz. Ama bir doktoru, hem de ‘hunili’ bir doktoru, böyle bir rehbere yazar yaparsanız; o da size, ülkenin apayrı illerinde, ömrünü geçirdiği devlet ya da özel, çeşitli hastanelere bir gezi yaptırıp traji-komik bir hastane yazısı yazar, bence siz de ilgiyle okursunuz!

Hayaller: Türkiye’de hastanelere girdiğinizde sizi ışıl ışıl bankolarda oturmuş güleryüzlü personeller karşılar; aldığınız randevuya göre sizleri ilgili birimlere yönlendirir. Hastanelerde huzur ortamı hâkimdir. Sessizce oturan hastalar gazete, dergi, kitap okuyup, muayene sıralarının gelmesini beklerler. Tabiki, bu arada kendilerinden daha yaşlı, daha acil durumdaki diğer hastalara kibarca öncelik verip, muayenelerini olup, hekimin tüm istek, tetkik ve önerilerini dikkatle dinleyip; kafalarında hastalık ve tedavileriyle ilgili soru işareti kalmaksızın doktorlarının yanından ayrılırlar.

Hekim olarak biz de çok emek verip gördüğümüz zorlu tıp eğitimi, ihtisas sonrası; sevmeden asla yapılamayacak, manevi hazla beslenen bu kutsal mesleği tabiki ancak böylesi huzurlu ortamlarda icrâ edebiliriz. Sonuçta ‘hastalık yoktur, hasta vardır’; yüzlerce sayfa teoriğini okuduğunuz bir hastalığın hastadaki tezâhürü, okuduklarınızdan çok daha farklıdır; teorik ve pratik birbirine uymayabilir.

Hekimlik; hasta, odanıza girdiğinde gözgöze geldiğiniz anda başlar. Hastayla iletişim, ayrıntılı muayene, tıbbî geçmişi dinleme, olası hastalıkları düşünüp gerekli tetkikleri isteme; hastaya hastalığıyla ilgili öngörü, tetkik ve önerileriniz hakkında bilgi verme; güven bağı kurarak saygı ve huzurla şifa verebilip her hastaya ayrılan en az 30 dakikalık sürede işini kusursuz yapabilmenin haklı mutluluğunu yaşayabilmekle de devam eder. Birilerinin ağrısını, acısını kesme; bir yaşlının duasını işitme, bir annenin çocuğuna şifa verince gözündeki minneti; tedavi ettiğin çocuğun gözündeki ışıltıyı görebilmekten daha öte bir mutluluğu hangi meslek yaşatabilir ki insana?

Gerçekler: Türkiye’de hastanelere girdiğinizde ter, kan, ilaç, kimyasal maddelerin karışımı keskin bir koku çarpar yüzünüze! Ortam son derece karışık, karanlık, şifa ve huzur vermekten çok bir savaş alanı görünümündedir. Herkesin suratında bir isyan, bir başkaldırı, bir huzursuzluk ifadesi hâkimdir. Bakanlığın açtığı sistemle, muayene için bilgisayardan aldığı ya da, dalağım şişti deyip koltukaltını gösteren böbreğini karnın ön tarafında sanacak kadar ileri biyolojik bilgiye sahip kişilerin; böbreğin ‘nefroloji’, midesinin ‘gastroenteroloji’ bölümüyle alâkalı olduğunu bilip doğru bölüme randevu aldığını düşünmek tabiki mantığa aykırıdır. Ve bu tarz yurdum amca ve teyzelerinin kafa karışık, gideceği bölüm hakkında soru sormak için yüzlerce kişiyi aşıp bankodaki şahsa ulaşması; onun da sabır ve hoşgörüyle yüzlerce kişiye aynı açıklamayı yapmasını beklemek ne kadar doğrudur, yorumu sizlere bırakıyorum!

Türkiye’de hekimler pratisyenlik için ayrı, uzmanlık için ayrı, yan dal ihtisasları için ayrı mecburi hizmete tâbi tutulurlar. Bu hizmetler için gönderildikleri hastanelerin ili; eşlerinin statüsüne, doktorsa hizmet grubuna uyumlu değilse; eşleri ve çocuklarından ayrı illerde kalırlar; aile bütünlüğünün hiçbir önemi yoktur devletin gözünde…

Bakanlığın oluşturduğu poliklinik muayene sırası hastalara ‘5’er hatta bazen 3’er dakika arayla randevu verir. Düşünün ki sizin hastayla iletişime geçme; ayrıntılı anamnez, muayene, hastaya bilgi verme, tetkik isteme, tanı ve tedavi için elinizde varolan ‘5 dakika’nız var ve dışarda ‘bana verilen randevu saati 15 dakika gecikti, bu doktor da napıyo içerde allaasen’ modunda bekleyen, bakmanız gereken günde 100 hasta ve bi o kadar sonuç göstermek için içeri girmeye çalışıp kapıdaki hastalarla tartışan insan; arada almak zorunda olduğunuz aciliyetteki muayene ve ameliyatlar için bağırıp çağıran kişilere açıklama yapma; tuvalete gitmenize bile isyan eden bağırıp çağıran hasta yakınları var.

Böylesi bir günün gecesi de nöbete devam; sabaha kadar acili, ameliyatı ve yorgunluğuyla inanmayacaksınız ama ertesi gün de akşama kadar aynı tempoda, aynı çaresizlikte çalışma… Hastaların senin gülmeyen yüzün, uykusuzluktan artık açamadığın gözlerin, aynı şeyleri yüzlerce kez anlatmaktan artık dönmeyen dilin; bağırış çağırıştan artık duymayan kulakların için seni yetersiz görmesi; şifayı Allah’tan kalan her türlü şeyden, sahip olduğu hastalıktan bile seni sorumlu tutması; minnetin yerini hiddet ve şiddetin alması; ne yazık ki hastanelerimizi şifa değil cinnet yuvaları haline getirmektedir.

Bu konularda yazmaya başlarsam kimse beni durduramaz da; sizleri daha çok sıkmadan hastane gezimize devam edelim. Türkiye’de pek çok kurumda olduğu gibi; hastane girişindeki danışma bölümü herkesçe yanlış anlaşılmaktadır: Aslı ‘danış-ma!’ olan bu kısımda oturan kişileri, önlerindeki bilgisayardan fal açmışken veya telefonlarındaki kelime oyunu oynarken araya girip birşey danışırsanız azar işitip zumzuğu yiyebilirsiniz; dikkat!

Hastane katlarında tüm bölüm ve tabelalar çoğu Türkçe ve hatta okuma yazma bilmeyen insanlarımıza göre; ‘latince’ yazılmaktadır! Pediatri’nin çocuk hastalıkları; üroloji’nin hastaların deyimiyle erkeklerin; jinekolojinin ise kadınların özel bölge hastalıkları olduğunu bilmesini beklemek; ortopediyi kırık-çıkıkçı, anesteziyi narkozcu olarak bilen insanımız için pek de olası değildir!

Şu anki, her ilin bir yanında, bir arada toplanmış hatta yığılmış demek daha doğru olacak ‘şehir hastaneleri’nin çoğunun çevresinde herhangi bir şehir ve yaşam izine rastlanmamaktadır!! Çoğu, acil durumlarda yolda dakikalarla yarışılırken, şehrin bir ucundan öbür ucuna gidene kadar hastanın kendi kendine boyut değiştirerek aciliyetini yoketmesi esasıyla; şehirlerin dışında; insanların kolayca ulaşamayacağı sahalarda inşâ edilmiştir.

Oldu da ulaştınız; hastane kompleksleri arası bir yerden bir yere gitmeniz için de arabanız olması; hatta hastanede kaybolmamak için arabanızı park ettiğiniz yeri not almanız size kendinizi bir gezide gibi hissetmenizi sağlayacaktır.

Doktorları şehir hastanelerinde; birbirlerine kilometrelerce uzaktaki binalar arasında konsültasyon için sabah koşusu yaparken görebilirsiniz. İçeride pekçok doktor kendine verilen 5 dakikada 1 hasta bakma yarışında; dökümantasyonu için sekreter veya ameliyathanede materyali acilen patolojiye götürecek personel bulamazken; siz şehir hastanelerinin restoran bölümlerinde az pişmiş bonfilenizi ya da cafe latte’nizi size getirecek elemanları bulabilirsiniz, hastanelerde önemli olan da budur zaten!!

Hem sadece sosyal amaçlı; televizyondaki kadın programlarını izlemeye ara verip muayeneye gelip, kapıdaki hasta ve yakınlarıyla ahbaplık kuran; birbirlerine kullanıp kendilerine iyi gelen ilaçlardan ikram edip bankoya uzanıp birbirine kulunç çiğneten teyzeler için şehir hastaneleri inanılmaz güzel sayfiye yerleridir.

Öğle arasında çimlere uzanıp geceden sardığı sarmalar, açtıkları böreklerle hastane bahçeleri halka, enfes piknik olanağı da sunmaktadır. Hatta canınız sıkılırsa bölümler arası hasta götüren shuttle’lara binerek küçük bir şehir turu yapmanız da keyifli olabilir. ‘Şehir hastaneleri’ aslında ne yazık ki hizmet değil rant uğruna planlanmış projeler olup; ülkede okuyan ve olan bitenin farkında olan herkesin kuruluşundaki sebep ve sonuçları anlaması mümkün olan komplekslerdir.

Okurken bile sıkıldığınız bu ortamlarda, kâh ameliyat arasında kapıya bırakılan buz gibi olmuş yemekleri atıştırıp ameliyata dönerek; kâh gece bulduğumuz bir saat arada sedyeye, çekyata kıvrılıp dinlenip mesaimize devam ederek ömrümüz geçiyor dostlarım!

Durum böyleyken ‘okumuşu cahile kırdırma’ projesinde, doktorun itibarsızlaştırılıp, sağlıkta şiddetin önlenmediği şu günlerde; lütfen bu gerçekleri bilip bir de bizim gözümüzden hastaneleri gezin istedim. Biz sizsiz kalalım siz hep sağlıklı olun ama ihtiyaç duyduğunuzda, çevrenizde ömrünü işine adamış, size elini uzatıp şifa verebilecek, tüm bu gerçeklere rağmen işini severek yapmaya çalışan bir hekim, umarım bulabilirsiniz…

Sağlıkla, huzurla, keyifle gezip görmeniz; ama herşeyi, tüm gerçekleri görüp gördürmeniz dileğiyle; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

5 Yorum
  1. Dolay 1 sene önce

    Kalemine sağlık huniliçem 👏👏👏

    • Yazar
      Figen Kardeş 1 sene önce

      Çok teşekkür ederim; siz okuyup beğendiğiniz sürece ben zevkle yazıcam….

  2. Murat 1 sene önce

    Doktor hanım harika bir tarzınız var. Bende hastanede çalışıyorum. Malesef aynen anlattığınız gibi durumlar. Tercüman olmuşsunuz bize. Saygılar.

    • Yazar
      Figen Kardeş 1 sene önce

      Keşke artık biz sağlık çalışanlarının sesini duysalar da, bişeyler düzelse Murat bey; yorumunuz için çok teşekkür ederim, sağlık ve huzurla kalın…

  3. İbrahim 1 sene önce

    Muhteşemsiniz. Zevkle takipteyim yazılarınızı. Saygılarımla.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account