Yokluklar içinde, topraklarımızı işgal eden “yedi düvel”e karşı savaşımızda, kimselerin bilmediği bambaşka bir silah ile savaşıyorduk: “Hayal Gücü”. Birinci Dünya Savaşı’nı anlatan tarih kitaplarında, Ben My Chree, tek cümle ile yer alır: “Batırılan ilk uçak gemisi”. Kim mi batırmış? Sıkı durun.

 

Konumuz 23 yaşındaki Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul ve komutasındaki topçu bataryasının, İngilizler’in 114 metre uzunluğundaki uçak gemisi Ben My Chree’yi batırması. Uçak gemisi Fransız Garnizonu’na erzak ikmali yapmak için Antalya Kaş ilçesinin hemen karşısındaki Meis Limanı’na demirler. Takvimler 27 Aralık 1916’yı gösteriyor. İngiliz uçak gemisi Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul’un topçu atışlarıyla batırılır. Üstelik o gün Meis Limanı’na demirli uçak gemisi Ben My Chree’nin dışında, 200’e yakın yelkenli gemi ve sandal da Akdeniz’in o eşsiz sularına gömülür.

 

İngilizler’in hayal bile edemeyeceği bir iş yapar Mustafa Ertuğrul. Meis Adası Limanı’nın tam karşısındaki buruna dört sahra topundan oluşan bataryasını, tam iki ay boyunca dağları aşırarak, gülleleri sırtlarında taşıyarak getirirler! Burunda, Ben My Chree’nin limana girmesini sessizce bekleyen 30 kadar Türk askeri, dünya savaş tarihine bir savaş gemisini batıran ilk birlik olarak geçerler. Hem de 7,7 inçlik, dört cılız “sahra topu”yla!

 

 

Yazarın Notu: “İngiliz ve Fransız donanması raporları, Türk kıyılarındaki “Çılgın bir Türk Bataryası”ndan bahsetmektedir artık… Üstelik Mustafa Ertuğrul’un dört dağ topundan oluşan bataryasına düşman “hayalet batarya” adını vermişti. Çünkü Mustafa Ertuğrul, bu topları söktürüyor, geceleri naklettirip farklı yerlerde mevzilendiriyordu. Bu yüzden de düşman gemileri bu bataryayla nerede ne zaman karşılacaklarını bilemiyorlardı.

 

Ertuğrul ayrıca bu gemilere menzile girmesi için yem atıyor tuzaklar kuruyordu. Düşman donanması tüm Akdeniz kıyılarında Türkler’i ablukaya almıştı. Bunlar sürekli devriye geziyor, şehirlerimizi bombalıyor, denizdeki teknelerimizi batırıyordu. Antalya’da bile ekonomi çökmüş, halk şehirde açlık, kıtlık ve salgın hastalıklarla başbaşa kalmıştı.

 

İşin acı tarafıysa 1. Dünya Dünya Savaşı’na giren Osmanlı’nın Akdeniz’de tek bir savaş gemisinin olmamasıydı. Kıyı yerleşimleri tamamen savunmasızdı. Mustafa Ertuğrul dört topuyla Antalya’ya gelip zekasını kullanarak küçük bataryasıyla harikalar yaratana kadar da düşmanın bu kıyılardaki kıyımı acımasızca devam etti. Nitekim Ertuğrul, İngiliz ve Fransızlar’ın Suriye 7. Deniz Karakol Filosu’na bağlı bu gemilerin pek çoğunu batıracak, ne yazık ki bu tarih uzun yıllar su altında tutulacaktı…

 

Yazarın notunu sizinle paylaştıktan sonra buraya kocaman bir taaaa kiiii koyup yakın tarihimizde yaşanmış bu eşsiz olayın hikayesini heyecanla size aktarmaya devam edeceğim. Ancak öncesinde bir dipnot yazacağım, kitabı okurken neler hissedeceksiniz? Eminim siz de benim gibi nefesinizi tutarak okuyacaksınız. Ezberleriniz bozulacak. Şaşıracaksınız. Arşimet misali evreka evreka diyeceksiniz. Çünkü bu kitap sizlere hislerinizin sizi asla yanıltmayacağını bir kez daha kanıtlayacak.

 

Ardından hemen size bahsettiğim kitabı almak isteyeceksiniz. Ne yazık ki sadece ve sadece 6 adet baskı yapılabilme imkanı bulmuş, 20 bin adet basılmış bu kitabı bulabilirseniz kendinizi şanslı hissedebilirsiniz. Diyelim ki en az benim kadar şanslısınız kitabı elinize aldınız, bırakmak istemeyeceksiniz, okurken kalbiniz gümbür gümbür çarpacak, gözyaşlarınıza hakim olamayacak, Atatürk’ümüzün ekibinden bu eşsiz kahramanımızla tanışınca kendinizi her zamankinden daha çok seveceksiniz, özgüveninizi ve o eşsiz inancınızı bir kez daha tazeleyeceksiniz.

 

Dünya denizcilik ve savaş tarihinde  ilk uçak gemisini batırma şerefinin bir Türk topçusuna ait olduğunu biliyor muydunuz? Peki aynı topçunun Akdeniz’e gömdüğü diğer savaş gemilerinden haberiniz var mıydı? Veya onun tüm dünyaya verdiği insanlık derslerini duymuş muydunuz? Taki ressam, koleksiyoner, müzeci ve araştırmacı yazar Mustafa Aydemir’in “Ben Bir Türk Zabitiyim-Batıktan Çıkan Kahraman Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul” isimli kitabını okuyana kadar da bilemeyecektiniz. Üzülmeyin artık öğrendiniz. Şimdi siz de bu kahramanımızı hayatınız boyunca unutamayacak, kendinizi bu vatana bir kez daha borçlu hissedeceksiniz. Birşeyler yapmak isteyeceksiniz.

 

 

Gelin şimdi bu kitabı okumadan önceki çocukluğumuzdaki tarih derslerinde bize öğretilen bilgilere hep birlikte göz atalım. İşgal ve milli mücadele yıllarının Antalya’sı hakkında bildiklerimiz nelerdir hatırlayalım. Bize ne anlattılar? Akdeniz kıyılarımızda Antalya yöresinde 1. Dünya Savaşı döneminde hemen hiç çarpışma olmadığını, İtalyanlar’ın Akdenizli, dost bir millet olduklarını “centilmence” bir çıkartma yaptıklarını biliyorduk değil mi?

 

İşte yazar Mustafa Aydemir’in “Ben Bir Türk Zabitiyim-Batıktan Çıkan Kahraman Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul” isimli belgesel kitabı bize tüm bu anlatılanların koca bir yalan olduğunu ulusal ve uluslararası belgeleriyle kanıtlıyor. Kitabı anlatmaya devam etmeden önce size bir parça yazarımızdan bahsedeyim istiyorum ki, karışan kafalarınız daha da karışsın ki, makalemi bitirdikten sonra kendinizi alın karşınıza ve etraflıca düşünün ben bugün bu eşsiz vatan için ne yapıyorum diye…

 

1995 yılında Antalya-Kemer’de daldığı Paris II Batığı’ndan unutulmuş bir tarihi ortaya çıkarmış Yazar Mustafa Aydemir, kendini kent tarihçisi zanneden ve hatta kimi üniversite hocalarının bile “muhtemelen, sanırım, zannediyorum kelimelerini hiç utanmadan kullanarak batık başlarından açıklama yaptığı günlere şahit olan beni oldukça şaşırttı, bu  konu üzerinde tam 9 yıl boyunca titizlikle çalışmış olduğunu öğrendiğimde… Kendisine bu değerli emekleri için ne kadar teşekkür etsek az… Bence teşekkürümüzü milli eğitim bakanlığımız bu kitabı müfredatımıza aldığını açıklayarak, bizim adımıza edebilir. Çok da güzel olur. Bu vesileyle değerli bakanımız Ziya Selçuk’a bu isteğimizi aktarmış olalım istedim.

 

Tarihine ve kahramanlarına sahip çıkmayan milletler, geleceklerine de sahip çıkamazlar. I. Dünya Savaşı’nda Antalya’da şanla şerefle yazılmış insanlık dolu tarihimizi anlatan bu kitap, okullarda ders kitabı olarak okutulması gereken nitelikte bir başucu kitabı. Düşünsenize Atatürk’ümüz Kahraman Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul’dan anılarını kaleme almasını ister ve o da birbir yazar. Ancak bu anılar saklı kalır. Ta ki Mustafa Aydemir konuyla ilgilenene kadar. İşte böyle bir kitap kesinlikle ders kitabı olmayı hak ediyor, her Türk Genci’nin okuyup bilmesi gereken bir eser, eşsiz bir kahramanlık öyküsü.

 

Kitabı yazarken, Mustafa Ertuğrul’un Antalya’da yarattığı bu kahramanlık ve insanlık destanlarını tüm dünya arşivlerinden yine gönüllü ekibiyle birlikte tek tek doğrular Mustafa Aydemir. Mustafa Ertuğrul’un anılarında yazdığı herşeyi gemisi batırılan düşman komutanların anıları dahil olmak üzere, Alman, İngiliz, Fransız ve Türk Genelkurmay arşivlerinden kanıtlar. Bunları 2002 yılı başında mart-nisan-mayıs aylarında Deniz Magazin Dergisi’yle kamuoyuyla paylaşır.

 

2004 yılı başında “Ben Bir Türk Zabitiyim-Batıktan Çıkan Kahraman Mustafa Ertuğrul” adlı belgesel kitabını yayınlar. Kitap şu ana kadar sadece 6 baskı yapmasına rağmen, tüm dünya tarihçilerinin en önemli kaynak kitaplarından biri olur. Ancak hala bizim Türk Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına girmez. Bu da yetmezmiş gibi yayınevleri bu kitabı bir daha basmak istemezler. Çok ama çok üzgünüm değerli yazar Mustafa Aydemir, büyüklerimiz size hakkınızı böyle takdim ettikleri için kendimi çok kötü hissediyorum. Ancak anneannemin kızım gösterdiğimiz hiçbir emek boşa gitmez, er geç değerini bulur sözünü düşünüp, teselli buluyorum.

 

Mustafa Aydemir-Bihter Gördü

 

E hani değerli yazarımız Mustafa Aydemir’den bahsedecektin dediğinizi duyar gibi oluyorum sevgili okur. Tamam işte tam da o noktaya geldik:

 

Yazar Mustafa Aydemir, 1953 yılında Antalya’da doğar. İlk öğrenimini Atatürk İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Antalya Lisesi’nde okur. Çocukluğu Kaleiçi’nde ve denizlerde geçer. Sanata, doğaya, kitaplara, tarihe ve antik kentlere ilgi duyar. Henüz daha lise 1. sınıf öğrencisiyken, lise ve dengi okullar arası resim yarışmalarında birincilikler kazanır. Antalya’da resim sergileri açar. Sanatçı olma tutkusuyla 1973’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına girer ve kazanır. 7 yıl boyunca sanat ve sanat tarihi üzerine eğitim alarak aynı okuldan mezun olur. Ardından askerlik görevini yaparken de boş durmaz Erzincan dağlarına uzaydan görünen Dünyanın En Büyük Atatürk Portresini yapar.

 

Bir de Akademiden mezun olduğu yıl, Türk Balıkadamları Kulübü’nden de Derinsu Tecrübeli Balıkadam Bröveleri’ni alır. Aynı kulüpte daha sonra dalış okulu ve teknik komite başkanlığı ile sualtı milli takım kaptanlığı yapar. 1977 yılında Teksas Üniversitesi adına Prof. Dr. George Bass ekibiyle Marmaris Serçe Limanı’nda Ortaçağ Bizans-Fatimi Batığı sualtı kazısında çalışır. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nergis Günsenin’in Marmara Adası Bizans Batıkları’na dalar. Marmara Adası’ndaki Deniz Müzesi’nin kurucuları arasında yer alır.

 

Başarılı iş hayatının yanısra kültürden, sanattan ve denizlerden hiç kopamayan Mustafa Aydemir, batık araştırmalarına devam eder ve ilk olarak Antalya İskelesi açığında yatan 2. Dünya Savaşı Batığı St. Didier’i araştırır. Bu batığın yazar için önemi büyüktür.

 

Çünkü çocukluğunda geminin batırılışını an be an yüz metre mesafeden izleyen annesinin ona masal yerine anlattığı bu bombalı barut kokulu heyecan verici hikayelerle büyümüştür. Belki de bunun için şehir efsanesine dönüşen ve kulaktan kulağa yayılan gemideki  3 teneke altının büyüsüyle dalgıç olmuştur. Ve ilk sualtı araştırmasını bu gemide yapmıştır.

 

Ama 2. Dünya Savaşı Batığı St. Didier gemisinin hikayesi bu kadarla da bitmez. Yazarın ailesinin belleğine yer eden hikayesi de ilginçtir. Geminin batırılış anında, İngiliz uçaklarından atılan ve gemiyi ıskalayan bir torpil iskeleye girmiş yazarın dayılarının büyük teknesini havaya uçurmuştur. İngiliz Hükümeti daha sonra bu zararı tazmin etmiş. 1956 yıllarında ise yazarın annesinin tüm ikaz ve karşı çıkmalarına rağmen babasının gemiden çıkartıp evde barutunu almaya çalıştığı büyük bir bombanın inflakiyle evleri havaya uçmuştur…

 

Sanırım yeterince kafanızı karıştırdım siz yazdıklarımı düşünedurun, ben yeni makalemi yazmak için araştırmalar yapmaya, kitaplar okumaya, filmler izlemeye devam edeyim.

 

Yeniden görüşünceye kadar beni özleyin. Bir de lütfen hepiniz sağlıkla kalın….

 

 

 

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account