“İnsanoğlu her sabah güne ‘Merhaba’ derken aslında hikâyesini yazacağı yeni bir sayfa açar yaşam defterinde. O hikâye daha doğmadan çok önce yazılmaya başlanmıştır. Herkesin hikâyesi değişik renklerde başlar ve her gün farklı oranlarda buluşur mavi, sarı, kırmızı, beyaz kendi içinde. Ve içiçe geçerken bu renkler, morlar, pembeler, turuncular, siyahlar oluşur farklı tonlarda.
Hiçbirimiz hikâyemizin son cümlesini kendimiz yazamayız. Zaten nokta yoktur yaşamda. Hep virgül… Çünkü bizim bıraktıklarımız bir şekilde devam eder şu mavi dünyada. Bu durum biz insanoğluna özgü değil sadece. Doğada ne tamamen yok olmuştur ki..? Herşey bir dönüşüm içindedir ve hep yaşar…” diyen yöresinde fark yaratan kadın girişimci ruh Nur Sağlamer’le olan söyleşimizin ikinci bölümüne davet ediyorum sizi:

 

Yaptığınız projelerle birçok insanın hayatına dokundunuz. İnsan ruhunu okşayan, değer veren, örnek bir insan olmak, siz ve sizi sevenlerde ne gibi bir duygu hissi yaratmaktadır? 

Evet, birçok insanın hayatına dokundum, dokunuyorum. Elimden bir şey geliyorsa ve yapmamışsam bu benim uykularımı kaçırıyor. Kendimi kötü hissediyorum. Bende ve çevremde nasıl bir etki yarattığını bir örnekle anlatayım. Yıllarca köy, köy eğitim çalışmaları düzenledim. Her köyde 25 ders. Haftada bir gün konunun uzmanlarını davet ettim. Bilinçli seracılık, fidecilik, anne-çocuk sağlığı, aile içi iletişim, bilinçli vatandaşlık vs. gibi. 2001’de hastalanmış ve kemoterapi alıyordum. Dolayısıyla kafamda saç yoktu, benzim soluktu. Ama o yıl o köyde doğan 3 kız çocuğuna benim adımı verdiler. “O kel kadının adını verelim, büyüyünce onun gibi olsun.” Demiş büyükler, ebeveynler. Bu durum beni nasıl duygulandırdı anlatamam. Onlara faydalı olduğumu, kişisel hiçbir çıkarım olmadan onlar için uğraş verdiğimi anlamışlar ve sevinmişler ve sevmişlerdi. İnancım şudur; Bireysel olarak istediğimiz kadar gelişelim, zenginleşelim eğer toplumsal olarak gelişemiyorsak, zenginleşemiyorsak, mutlu olamıyorsak bunun hiçbir anlamı yok. Sonuçta yalnız yaşamıyorsunuz, insan olarak bir toplumun bireyleriyiz bir bütünüz. Bir parçanız üzgünse, eksikse sizde “tam” olamazsınız. Toplumcu olmalıyız, olmak zorundayız. Ülkemiz gerçeklerine bakarsak bu uzun bir yol ama bu yolu daha çok çalışarak kısaltabiliriz.

 

 

Türkiye’nin ilk kadın demir çelik ticareti şirketi sahibi oldunuz. İlki başarmak nasıl bir duygu? Kadın figürü sizce neyi ifade ediyor? Biz girişimci kadınlara önerileriniz nelerdir?

İlki başarmak güzel duygu ancak tek kalmamak önemli. Bir yol açılınca ardından gelinmesi, gidilmesi daha güzel bir duygu. Kadın olmak bizim gibi az gelişmiş ülkelerde zor ama bu zorlukları hep birlikte yenebiliriz. Demokrasi, laiklik, adalet için savaşmak zorundayız. Sadece kız çocuklarımızı değil erkek çocuklarımızı da eşit olduğumuz bilinciyle yetiştirmeliyiz. Girişimci kadınlara bir tek cümle söyleyebilirim. “Bir işin, bir mesleğin erkeği, kadını olmaz”. İş, iştir. Önce yadırganabilirsiniz, yok sayılmak istenebilirsiniz ama ne gam. Boş verin işinizi doğru yapınca kabulleniyorlar, kabullenmek zorunda kalıyorlar. Kararlı ve tutarlı olun.

 

Tüm yoğunluğunuz arasında kitaplar da yazdınız. Yazmak için özel bir alanınız var mı? Size gelen ilhamı hangi kaynaklara borçlusunuz? Sizce ilhamı beklemek mi, yoksa zorlamak mı gerekir? 

Yazarken kendimi dış dünyaya kapatırım. İlk kitabım “Dicle Sen Söyle”’yi yazmayı çocukluğumdan kafama takmıştım. Ergani-Diyarbakır doğumluyum. Bir buçuk yaşımda Bakırköy-İstanbul’a babamın tayini çıkmış. Babam Akçadağ Köy Enstitüsü’nün ilk mezunlarından. Babam o yıllarını hep anlatırdı, ben de günlüğüme not alırdım. Bakırköy’deki evimiz annemin deyişiyle “Anadolu Oteli” idi. Hastalığına derman arayan, iş arayan, okumaya gelen hemşerilerimizin, akrabalarımızın uzun süreli konağı idik. Öyle farklı hayat hikayeleri dinledim ki. Dışarıda Bakırköy’ü evde Ergani’yi yaşıyorduk kardeşlerimle. Anlatılanlar ülkemin sorunları, sevinçleri her şeyi idi. Ailemin hayatı muhakkak kalıcı hale getirilmeliydi. Göçler, katliamlar, siyasi baskılar, sevinçler ve keder. Tam 6 yıl çalıştım romanımın üzerinde. O dönemleri başka başka kanallardan ülkedeki etkilerini araştırdım. Bir bölgede yaşanan bir olayın başka yerlerdeki yansımalarını öğrenmeye çalıştım. Ülkemiz tarihinde çok önemli bir dönem 1944 ile 1972 arası. Sonradan eleştirmenlerin de dediği gibi belgesel tadında bir roman çıkarttım ortaya.

 

 

İkinci anı romanım “Kemoterapi Değil Kameltropi”

İkinci anı romanım “Kemoterapi Değil Kameltropi” de yine yaşadıklarımdan çıktı. Her on kadından birini yakalayan meme kanseri maalesef hayatın bir gerçeği. Ancak insanlar bu hastalığa yakalanınca hem kendisi hem çevresi çok çabuk yıkıma uğruyorlar. Ders verir gibi değil de bir roman konusu olarak ele alınca insanlara daha iyi geldi. Bazı şeyleri şakaya vermek gerek, tedavini ciddiye alarak. Kitabımın çoğunu onkoloji ve cerrahi servisine hediye ettim. Doktor arkadaşlar hastalara kitabımı hediye ediyorlar. Tedavi kabul etmeyip yılgınlığa düşenlerin kitabımı okuduktan sonra tedavi olup iyileştiklerini söylemeleri doğru bir şey yaptığımı düşündürüyor bana. Çoğu hasta tedavi sonrası tanışmak istiyor tanışıyoruz ve kitabımdan nasıl etkilendiklerini, hayata nasıl sarıldıklarını anlatıyorlar. Faydalı olmak güzel şey. Yukarıda anlattıklarımdan anlaşılacağı gibi ilham kaynaklarım her yerde.  Yazmak kesinlikle zorlamayla olmuyor. İçinizdeki insanın, duyguların sizi harekete geçirmesi gerek. Bir sırrımı vereyim size. Ben genellikle şiirlerimi enstrümantal müziklerden etkilenerek yazarım. Şiirde ilham kaynağım genellikle müziktir. “Hiç gitmediğim bir balıkçı köyündeyim” dizeleriyle başlayan şiirimi Yeni Türkü gurubunun Mittarinin Gelini isimli enstrümantal müziğinin etkisinde yazmıştım mesela. Hemen hemen her şiirimin bir müziği vardır. Ama bazen bir gazete haberi de kalemi elime verir. Ve derim ki; “Hep susarak mı konuşacaksın? Hep sen mi iteceksin Benzini bitmiş faytonu?”

 

Sakin şehirleri oldum olası çok sevdim. İstanbul’dan sonra bir köyde yaşamayı tercih etmenizin nedeni nedir? Verdiğiniz karardan ne kadar memnun musunuz?  Sizin de yavaş tatil kavramınız olduğunu biliyorum. Bundan bahseder misiniz?

İstanbul çok güzel bir şehir ama yaşanılası olmaktan çıktı. Yapmak istediklerinizi yapamıyorsunuz. Zamanınızın çoğu trafikte geçiyor, bu çok yıpratıcı. Çok kalabalık olması nedeniyle çok yorucu. Şehrin bir uğultusu var. Biz 21 yıl önce terk ettik İstanbul’u. İyi ki terk etmişiz. Arada mecbur kalıp İstanbul’a gittiğimizde ne kadar doğru bir karar verdiğimizi tekrar anlıyoruz. İstanbul’da zaman sizin yanı başınızdan akıp gidiyor, zamana hükmedemiyorsunuz, yönetemiyorsunuz. Ama burada, köyde zamanı yönetebiliyorsunuz. Zaman dediğiniz ömrünüz. Bir başka ömrünüz yok. Bir tane. 2004 yılında yaşadığımız köyde bir küçük tatil köyü kurduk Havasu adıyla. Felsefesi Yavaş Tatil. Genelde insanlar tatilde bile koşturuyor. Yemek kuyruğu, kısıtlı yemek saatleri, şezlong kapmaca falan insanı yoruyor. Tatilde bari dursun insanlar, yavaşlasın istedik. Betondan kurtulsunlar istedik. Ahşap küçük odalar yaptık. Komşuları çam ağaçları, gökyüzü, milyonlarca yıldız, sincaplar, kediler, köpekler, tavuklar olan odalar. Çoğu insanın hoşuna gitti ve dinlenerek ayrıldılar otelimizden. Doğaya ve insana saygılı olmayanların (birçok iş dalında olduğu gibi) bence turizm işine girmemeleri gerekiyor.

 

Yeni projeleriniz nelerdir?

Yeni romanlarım yazmamı bekliyor. Bazıları taslak halinde yazılı bazıları kafamda yazılı. Şiirlerimi bir kitapta toplamak istiyorum. Sesli kitap için tiyatro sanatçısı arkadaşım Hasibe Aygül Özgür şu aralar çalışıyor. Kemoterapi Değil Kameltropi kitabım yakında sesli kitap olarak internette olacak. Daha çok insana ulaşmak için teknolojiden faydalanmak gerek. Dicle Sen Söyle de sırada, onu da sesli kitaba dönüştüreceğim. Belki sonra şiirlerimi de kendim seslendiririm. Şu pandemiden kurtulunca sergilerim olacak. Normalde Ankara’da Mustafa Ayaz Kültür Sanat Merkezi/Müzesinde Şubat 2021 de kişisel sergim olacak ama ertelenecek gibi görünüyor. Yeni sanat çalıştayları beni bekliyor. Eko print/Botanik baskı atölyelerim olacaktı, pandemi nedeniyle iptal ettim. Bende proje çok da ah şu pandemi. Neyse önce hayatta kalalım da sonrası kolay. Ama bu dönem de üretmek için iyi bir fırsat.

 

 

 

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account