Yazar, ressam, tasarımcı, girişimci kadınlarımızdan biri olan Nur Sağlamer ile yollarımız Diyarbakır’ın Kadınlar Kulübü’nde kesişti. Pozitif enerjisine ve ürettiklerine hayran olduğum Nur Sağlamer’i sizlere de tanıştırmak isterim.  1959 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. Akçadağ Köy Enstitüsü ilk mezunlarından Hasan Öztekin’in kızıdır. Küçük yaşlarda ailesi ile birlikte Ergani’den İstanbul’a göç ederek Bakırköy’e yerleşti. Yavuzevler İlkokulu, Şekerevler Ortaokulu, Bakırköy Lisesi’nde okuduktan sonra Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren müzik, resim, seramik, folklor,  ilk yardım ve İngilizce kurslarına katıldı. Bu kurslarda kazandığı birikimleri romanlarına, taş tuvallerle resimleri ve giysi ve takı tasarımı tasarımlarına taşıyarak isminden söz ettirdi. 1999’dan itibaren resim çalışmaları yapmakta ve atölyesinde öğrencilerini yetiştirmekte, “Yaratıcılık” konusunda sunumlarda bulunmaktadır. Bir süre dış ticaretle de meşgul olan Nur Sağlamer, Mart 2012’den itibaren sadece atölyesinde çalışmakta; seramik ve müzik çalışmalarının yanı sıra takı ve otantik giysi tasarlamakta ve dikmektedir. Bugüne kadar sekiz kişisel, üç karma resim sergisi açmış, bazı kitaplarını hayır derneklerine bağışlamış fark yaratan kadın Nur Sağlamer ile yaptığımız keyifli söyleşi ile sizleri başbaşa bırakmak istiyorum: 

 

Pek çok insan duygularıyla ilgili zorluklar yaşar. Kimisi hissettiği duyguyu yansıtamaz kimi ne hissettiğini bilemez. Çok yönlü bu güzel yürekli kadının ruhunu besleyen şeyler nelerdir?

Olaylara mümkün olduğunca diyalektik açıdan bakar, değerlendiririm. Neden sorusunu çok sorarım olayları değerlendirirken. Kendime tezler ve antitezler sunarım. Ne hissettiğimi bilirim de çoğu zaman ne diyeceğimi bilemem kişisel ilişkilerde.  Öylesine çelişkilerle dolu ki dünya. Sanırım bu çelişkiler besliyor ruhumu.

 

Ressam, yazar, şair, tasarımcı Nur Sağlamer’in yarım kalmış hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Yarım kalmış hikayeleri kimler nasıl tamamlayacak?

Çocukluktan kalma bir alışkanlığım “Yarım Kalmış Hikayeler” tarzımı yaratmama neden oldu. Bulutlar hep çok dikkatimi çekmiştir. Hep bir şeylere benzetir, üzerine hayaller kurarım, eksiklerini hayalimde tamamlarım. Taşları da çok severim. Çakıl taşı ve kayrak taşlarına bayılırım. 21 yıl önce İstanbul’dan Antalya’nın bir sahil kasabasına taşınıp, deniz kıyısında yürüyüşler yapmaya başlayınca bulutlarda gördüğüm eksikliklerin çakıl taşlarında da olduğunu fark ettim. Bulutlardaki eksiklikleri hayalimde tamamlarken çakıl taşlarındaki eksikleri boyalarımla, fırçalarımla tamamlayabileceğimi düşünerek yola çıktım. Önce çakıl ardından kayrak taşlarımla çalışmaya başladım. Düşünsenize, milyarlarca yıl önce oluşmaya başlamışlar. Onları elime aldığımda Big Bang’a gidiyorum, kozmik bir bulut oluyorum. 13, 14 milyar yıl öncesine varıyorum. Ve o taşın bir eşi yok, benzersiz ve taklit edilemez. Çoğunun üzerinde çizgiler, kıvrımlar değişik tonda renkler var. Bu özelliklerinde farklı hikayeler okuyorum. Ama yarım. İşte ben diğer yarısı olup kendi hikayemle tamamlıyorum onları. Belki deliyim, bilmiyorum. Taşlarla sohbet ediyorum. O anlatıyor ben dinliyorum sonra alıyorum fırçamı elime onları tamamlıyorum. Bugüne taşıyorum yarına yolculuyorum. Bazı taşlara ise hiç dokunmadan öylece saklıyorum, seyrediyorum. Nedeni ise o taş hikayesini baştan sona yazmış oluyor. En sevdiğim kolyem böyle bir çakıl taşıdır. Kayrak taşları da muhteşem. Bana daha büyük alanda hikaye yazmama imkân sağlıyorlar. Tuval üzerine çalışmakta zevkli, çok seviyorum. Tuvalde baştan sona benim hikayem, benim hayal dünyam. Taşlarda ise ortak çalışma. Doğa ile ortak çalışıyorum.

 

Kendinize yakın hissettiğiniz ressam, şair, yazar, tasarımcı var mı? Nedenleriyle birlikte anlatır mısınız?

İsim vermeden şöyle söyleyebilirim, doğa ressamlarına yakın hissediyorum kendimi. Benim için tıpkısı, aynısı bir şey ifade etmiyor. Hayaliyle, duygularıyla, tekniğini bütünleştirmek farklılık yaratıyor. Fotoğraf makinesinin yaptığını değil yeni, farklı bir şeyler üretmek anlamlı kılıyor bir resmi. Yaratıcılığı çok önemsiyorum. Şair olmak başka bir şey, öğretilemez. Şair deyince aklıma ilk önce halk ozanlarımız gelir. Cumhuriyet öncesi ve sonrası şairlerimizin bugünümüze katkıları çok büyük. Örneğin Tevfik Fikret, Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Cemal Süreyya, Turgut Uyar, Nevzat Çelik. Yazar, çağına ayna tutan kişidir. Birçok ülkeyi ben o ülkenin iyi yazarlarından öğrendim. Cengiz Aytmatov’dan Kırgızistan’ı, Gabriel Garcia Marquez’den Kolombiya’yı, Kavabata Yasunari’den Japonya’yı gibi. Sanki oralarda yaşadım, bunu hissettirdiler bana. Hiç zindana düşmedim ama Rıfat Ilgaz’ın Karartma Geceleri’nde zindanların ne olduğunu öğrendim. Bu örnekler o kadar çok ki. Kitap sayfaları arasında bilmediğin yerlere seyahat ediyorsun. Belgesel yazarlarını da takip ediyorum. Kazım Mirşan, Bilal Şimşir, Mustafa Aydemir gibi. Belgesel yazmak çok ciddi bir iş. Yıllarını veriyor belgesel yazarları ve size hap gibi sunuyorlar.

 

 

Çok yönlü sanatçı, ressam, yazar, şair, tasarımcı Nur Sağlamer’den hangisi sizin vazgeçilmeziniz, olmazsa olmazınız? Ve neden?

Klasik bir cevap olacak ama hiç birinden vazgeçemem. Çünkü hepsi birbirini besliyor. Bir şiir yazarken bir resim geliyor gözümün önüne. Ya da bir resim yaparken resmin önünü, arkasını yazmak istiyorum. Evimde iki atölyem var. Biri resim diğeri tasarım atölyem. Ama imkanım olsa ikisini bir araya getiririm. Çünkü tablo çantalar yapıyorum. Bazen resim bitti hadi dikeyim artık diye tasarım atölyeme iniyorum, derken bir şeyleri eksik bulup tekrar resim atölyeme geri dönüyorum. Geleneksel el sanatlarımızı çok önemsiyorum ve insanlara bunu anlatmaya, hatırlatmaya çalışıyorum. Tasarımlarımda da çok kullanıyorum, çağdaş bir yorumla. Gelenek kelimesini ben gelene ek olarak yorumluyorum.

 

Eserlerinizde ne tür mesajlar vermek istiyorsunuz? Sizce tarz mı yoksa verilen mesaj mı daha önemli? Neden?

Mesaj vermek için yola çıkmadım hiç. İçimdekileri paylaşmak amacım. Tabi ki bir dünya görüşüm var ve onun doğrultusunda üretim yapıyorum. Sorunuza göre cevaplayacaksam tarzımı ortaya koyuyorum. İsteyen de buradan mesaj çıkartır. Mesaj vereyim diye resim yapmıyorum ya da roman, şiir yazmıyorum. Tasarımlarımda benim tarzımı yansıtıyor doğal olarak.  Yarım Kalmış Hikayeler tarzımda, resimlerimi yapıp, sergilemeye başladıktan sonra geri dönüşlerde şunu gördüm. Bana “Daha önce üzerine basıp geçtiğimiz taşlara artık basmaya kıyamıyorum, dikkatle onları seyrediyorum”, gibi sözler çok söylendi. Bu tarzımla insanlarda doğaya karşı bir farkındalık yaratmış olduğumu gördüm. Yani mesaj kendiliğinden çıkmış oldu. Kemoterapi Değil Kameltropi kitabımı okuyanlar “Hayata daha sıkı sarılmanın gerektiğini anladım. Bende artık yapmak istediklerimi ertelemiyorum”, sözlerini çok duydum.

 

 

Batı Akdeniz Bölgesinde Kültür Sanat Girişimciliğinde en başarılı kadın seçildiniz. Yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Günde kaç saat çalışırsınız?
Son sorudan başlayayım. 24 saat çalışıyorum, çünkü rüyamda bile bir şeyler tasarlıyorum, ya bir şiirimin ilk dizeleri ya da bir proje üzerinde çalışıyorsam o ara bir şeyler geliyor aklıma. Başucumda her zaman kağıt kalem vardır. Tabi başucu lambam da. Hemen kalkıp not alıyorum unutmayayım diye. Halk Eğitim’i bitiren kadınlarımıza Kaymakamımızın isteği üzerine bir yıl boyunca gönüllü olarak tasarım desteği verdim. Bunun nedeni kadınlarımız dikiş, nakış öğreniyor ama tasarım konusunda eksiklerinin tamamlanması gerekiyordu. O güzel işleri işlevsel ürünlere dönüştürüp satmaları için uygun ortamlar hazırladım. Uluslararası Sanat çalıştayları düzenledim 3 kez. Pandemi nedeniyle bu yıl yapamadık. Bu çalıştaylarda halka, öğrencilere yönelik açık atölye günleri düzenledim. Köylerden, kasabadan, şehirden insanlar geldi çalışmaları izledi, beraber resim yaptılar sanatçılarımızla. Sanatın, sanatçının ulaşılamaz olmadığını göstermek istedim. Kendilerindeki yeteneği ortaya çıkartmaya çalıştım. Ben sanatın salonlardan çıkmasını, ulaşılabilir olmasını istiyorum.

Bölgenin efsanelerini, masallarını derledim

Okullarda yıllardır gönüllü olarak çalışıyorum. Bölgenin efsanelerini, masallarını derledim, çocuklara anlatıyorum. Ardından doğal malzemeler, boya, fırça kullanarak bu anlattıklarımı bana resimle anlatmalarını istiyorum. Bu anlattıklarımdan çıkarttıkları bir fikir, duygu ya da akıllarında en çok yer eden bir sahne olabiliyor. İşin bir güzel yanı, velilerden gelen dönüşler. “Buralıyız ama buralara ait böyle masallar, efsaneler olduğunu bilmiyorduk. Çocuğumuz sizden öğrendiklerini gelip bize anlatınca öğrendik” demeleri hem güzel hem de biraz üzücü. 21 yıl önce İstanbul’dan göç edip bir köye yerleştik. İlk yıl yerleşmekle, çevreyi tanımakla geçti. Taşımalı eğitime geçilince boşalan köy okulları binaları dikkatimi çekti. Denize yakın olan bir okulu ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) adına kampa dönüştürdük. Herkes yardım etti. 3 yıl boyunca Ülkemizin dört bir yanından maddi imkanı kısıtlı ama çalışkan öğrencileri 15 günlük sürelerle ağırladık. O çocuklarla edebiyattan, resimden, tiyatrodan sanat adına her şeyden konuştuk. En önemlisi farklı yerlerden gelen her öğrenci diğerlerine kendi bölgesini tanıttı. Dansıyla, masalıyla, yemeğiyle yaşının el verdiğince folklorunu tanıttı. Çocuklar evlerine, bölgelerine daha donanımlı döndü.

Devamı Yarın…

 

 

 

2 Yorum
  1. Ayşegül Tahincioğlu 4 ay önce

    Böylesine güzel, böylesine başarılı ve çok yönlü kadınlar var hayatımızda.Tanıştırdığınız için teşekkürler.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account