Aşksız insan pörsümeye, aşksız toplum çökmeye mahkumdur. Tarihte devlet ve toplumların çöküş sebepleri sadece aşkını kaybetmeleri yüzünden değil midir sorarım size? Eski Roma, ve Abbasiler’i düşünün.  Kanuni’den sonraki Osmanlı Devleti ve daha neler neler…

 

Diyeceğim o ki devlet adamının vasıflarının başında vatan ve millet aşkı gelir. Aşka en güzel örnek, Atatürk’ümüzün doğumundan ölümüne kadar milletine duyduğu sonsuz aşktır.

 

“Zaferden sonra bir akşam yemeği yeniyor. Herkesin yüzünde zaferin mutluluğu ve tatlı bir tebessüm var. Bir ara Ruşen Eşref, İzmirli bir gencin yazdığı bir şiiri okuma müsaadesi ister. Herkes şiiri beğenir. Yazarı bulduralım, teşvik edelim diyenler olur. Gözler Mustafa Kemal Paşa’ya çevrilir. Acaba ne söyleyecektir?

 

Atamız kısık bir sesle düşüncesini açıklar. Bu şiir, hemen baştan sona benim değersiz varlığımı övüyor, oysa ben övünülecek bir iş yapmadım. Zafer milletindir. Hepimizindir. Ben sadece sizlerin görüntüsüyüm. Övülmesi gereken milettir. Sakarya’dan İzmir’e kadar çarıksız koşan yüzbinlerce Mehmet’tir.

 

Bu genç arkadaşımıza diyinki , bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’yı değil, ulu Türk Milleti’ni öv. Çünkü bütün bunları yapan millettir. Atatürk’ümüze tüm bunları söyleten sonsuz millet aşkı değil de nedir? Söyleyin bana.

 

Devlet adamının ana vasıflarından biri gözükara olmaktır. Gözü kara olmak, devlet adamının, inandığı şeyi hayata geçirebilmesi için biricik araçtır. Her tedbir alındıktan ve basiret planında her şey pişirildikten sonra mutlaka cürete, gözükaralığa ihtiyaç vardır. Atatürk’ümüz hayatı boyunca bu vasfını sık sık harekete geçirir.

 

“Erzurum’a geldiğinin beşinci günü makina başına çağırılır. Çağıran doğrudan doğruya padişahtır. İstanbul’a dönmesi emrediliyor, uzun bir tebdili hava ile istediği yere gidebileceği vaad ediliyor. Paşa reddediyor, padişah ısrar ediyor. Konuşma giderek sertleşerek sürüyor. Geride bıraktığı köprülerin Mustafa Kemal’in “Katiyyen reddediyorum, İstanbul’a dönmeyeceğim.” demesinden sonra padişah da “O halde resmi vazifeniz sona ermiştir… ” tebliğini yapar.

 

Paşa, o anda demir iradenin, sonsuz cesaretin örneğini verir. “Onlar beni azlediyorlar. Fakat ben memuriyetimden, hem de canım kadar sevdiğim mesleğimden, askerlikten de çekiliyorum…” Hemen saraya ve harbiye nezaretine istifasını bildirir.

 

Telgrafların çekilmesinden sonra, en küçük bir tereddüt ve hatta teessür göstermeyerek yanındakilere döner, “Aziz arkadaşlarım, bu andan itibaren hiçbir resmi sıfat ve memuriyetim yok, bir millet ferdi olarak ve milletten kuvvet ve kudret alarak vazifeye devam edeceğim”, der. Mazhar Müfid Kansu’nun Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 1. Cilt Kitabı’nın 38. sayfasından alıntı yaptım hepimiz için sevgili okur.

 

Devlet adamı davasında samimidir. Samimiyet, derin ve katıksız bir samimiyet, büyük adamların başlıca özelliğidir. Bakınız biricik Atatürkümüz’ün hayatına, örnek bir samimiyet görürsünüz.

 

“Sakarya Meydan Muharebesi öncesi cepheye hareket eder. Çevreye hakim olan Karadağ’a çıkar. Amacı düşmanın izlemesi muhtemel hücum yönünü görmek. Bir sigara yakıp atına biner. Hayvan, kibritin alevinden ürkerek geri tepince Mustafa Kemal şiddetle yere düşer. Kaburga kemiklerinden biri kırılmıştır, bir an için ciğerlerini sıkıştırarak nefes almasına ve konuşmasına engel olur. Yanındaki doktor, kendisini ciddi bir şekilde uyarır: “Devam ederseniz hayatınız tehlikeye girer.”

 

Mustafa Kemal, “Savaş bitsin, o zaman iyileşirim. Bu, Tanrı’nın bir işaretidir. Kemiğim nasıl kırıldı ise, düşmanın mukavemeti de aynı yerde kırılacaktır” deyip orduya başkasının komuta etmesi tekliflerini geri çevirir. Ve o halde Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk Ordusu’nu komuta eder. Atamızın hayatını daha fazla öğrenmek isteyenler Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabını okuabilirsiniz, zira oradan alıntı yaptım hepimiz için.

 

Devlet adamı çok güzel konuşmasını bildiği kadar dinlemesini de bilir. Atatürk, çevresindekileri davaya inandırmaya çalışırken sürekli konuşan biridir. Halbuki o, konuştuğu kadar dinlemesini de bilir. O’na sorarlar; Kuvvetinizin sırrı nedir? “Durur dinlerim” der. Sonra tekrar eder; “Dinlerim” ve susar.

 

Zamanı en iyi kullanmak, her zaman kararlı olmak, her şeyi yerinde ve zamanında yapmak, inandığı davadan ödün vermemek Atatürk’ümüzün en karakteristik özelliklerindendir.

 

Harf inkılabı çalışmaları başlamış ve bir de komisyon kurulmuştur. Başbakan İsmet Paşa da dahil olmak üzere herkes, bu işin gerçekleşmesi için yedi yıllık bir geçiş süresine ihtiyaç olduğu kanaatindedir. Büyük inkılapçı süreyi tayin eder: 3 ay. Daha süre dolmadan yeni Türk Alfabesi yurdun her tarafında kullanılmaya başlanır.

 

Bizim Atatürk’ümüzden öğrendiklerimiz, gördüklerimiz böyle olunca, günümüz yöneticilerinde de devlet adamlarımızda da bu özellikleri görmek istiyoruz. Göremeyince üzülüyoruz. Ancak bugün size söz edeceğim Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, bana göre başarılı bir devlet adamı. Şimdi ben susayım da belediye başkanımız namı diğer Tahir Hocamız bize kendisini anlatsın.

 

“1969 yılında Kocaeli’nin Derince ilçesinde mütevazi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam Seyfettin Bey ve annem Semra Hanım Karamürselli’dir. Babam Derince’de terzilik yapardı, annem ise ev hanımıydı. İlkokulu Derince Turgut Reis İlkokulu’nda bitirdim. Ortaokulu İzmit İmam Hatip’te, liseyi İzmit Endüstri Meslek Lisesi’nde tamamladım. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldum. Yüksek lisansımı aynı üniversitede yaptım.

 

1993 yılında Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü’nde asistan olarak iş hayatına başladım. 2001 yılında İktisat Doktoru, 2013 yılında İktisat Doçenti ünvanını aldım. Akademik kariyerim sürecinde, ekonomik krizler, kriz yönetimi ve istikrar politikaları alanlarında uzmanlaştım. Kocaeli Üniversitesi’nde; lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde dersler verdim, öğrenciler yetiştirdim. Aynı zaman zarfında, sadece üniversitede hocalık yapmadım; Kocaeli’nin gelişmesine dair bir çok çalışmaya da katkı sağladım.

 

2005-2007 yılları arasında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlık yaptım. (İşte Tahir Hocayı o yıllardan beri yaptığı özel projeleriyle tanırım. Gözlemlerim.) Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İSU’nun 5 yıllık stratejik planlarını hazırladım. 2007 yılı sonunda Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanının davetiyle Genel Sekreter Yardımcısı olarak Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaya başladım. 7 yıl Genel Sekreter Yardımcılığı görevinin ardından, 2014 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı’nın teklifi ile İçişleri Bakanlığı tarafından Genel Sekreterlik görevine atandım. 2017 yılının Haziran ayında Bakanlar Kurulu Kararı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın onayı ile Bilecik Valiliği’ne başladım.

 

2018’in Aralık ayına kadar ülkeme vali olarak hizmet ettim. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olmak üzere 23 Kasım 2018 tarihinde valilik görevimden istifa ettim. Bu şehirde doğdum. Bu şehirde büyüdüm. Figen Hanım’la evliyim. Üç evladımız var. Mehmet Seyfettin, Cemre Dilşad ve Azra Hatice’nin babasıyım.

 

Şehrime 14 yıl akademisyen, 10 yıl da belediyeci olarak hizmet ettim. 3505 kilometrekarelik Kocaeli’nin; her bir noktasını, meselelerini ve bu meselelerin çözüm yollarını en iyi bilenlerden biriyim. Gerek akademik, gerek idari, gerek belediyecilik tecrübemi, doğup büyüdüğüm bu şehre ve bu şehrin aziz insanlarına; değerli hemşehrilerime hizmet etmek için kullanmak benim için en şerefli görevdir.

 

Kocaeli benim için bir sevdadır. Kocaeli’ni, yaşamak için en güzel şehir yapmak en büyük idealim, en büyük hedefimdir. Kocaeli’nin; yaşayan herkesin mutlu olduğu, burada yaşamaktan gurur duyduğu bir şehir olması için tevazu, samimiyet ve gayret ile var gücümle çalışacağım. Sevdamız Kocaeli daima ileri…”

 

Neden mi bunları anlattım. Tahir Hocamız bence Atatürk’ümüzün dünyaya tanımladığı “Devlet Adamlığı” profilini çok iyi çizen belediye başkanlarımızdan ilki. Neden mi böyle düşündüm sevgili okur.

 

Korona belasının bizi esir aldığı günleri yaşıyoruz. Milletçe gerek psikolojik gerekse ekonomik çok zor günlerden geçiyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin “Pandemi Destek Programı’nda yaptığı basın açıklamasında kurduğu şu cümle beni çok etkiledi: “Kimse Endişe Etmesin” Büyükşehir Var. Gerekirse yatırımlarımızı erteler, imkanlarımızı milletimizin hizmetine sunarız.”

 

Bu vesileyle kendisine dimdik duruşunu ve vatan ve millet aşkını harika bir şekilde  ifade eden bu değerli sözleri için teşekkürlerimi sunmak istedim. Ölümle sınandığımız bu acı günlerde, çok iyi geldiniz Tahir Hoca.  Zira bizim millet olarak böyle samimi ifadeleri duymaya çok ihtiyacımız var…

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account