Hava kirliliği, orman yangınları, doğal tatlı su kaynaklarında su seviyelerinin azalması ve iklim değişiklikleri gibi ciddi sorunlarla nefes almaya gayret ederken, doğanın insanlara aklınızı başına alın uyarısı Korona Salgını ile karşı karşıya kaldık. İnsanlar yaşam mücadelesi verirken, biz bugün Salda Gölü’ne giren kamyonların içimizi acıtan görüntülerine uyandık. Konu ile ilgili akıllara zarar açıklamalar ve yorumlar yapılırken, gelin siz 25 yılı aşkın süredir bölgede sulak alanlar ve sulak alanların korunması üzerine çok sayıda çalışması bulunan Limnolog Dr. Erol Kesici ile yaptığımız online röportaja odaklanın:

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

1 Kasım 1952 yılında Isparta Eğirdir’de dünyaya geldim. Orta öğrenimimi Eğirdir Ortaokulu’nda,  liseyi Isparta Şehit Ali İhsan Kalmaz Lisesi’nde, üniversiteyi Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji- Botanik Bölümü’nde, yüksek lisansı Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Temel Bilimler’de, doktorayı Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Temel Bilimler’de tamamladım. Isparta Eğitim Enstitüsü- Kilis Kız Öğretmen Lisesi- Isparta Şaik Lisesi–Eğirdir Lisesi-Akdeniz Üniversitesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi’nde çalıştıktan sonra emekli oldum. Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği ile Türkiye Tabiatı Koruma Derneği’ne bilim danışmanlığı yapmaktayım.

 

 

Salda Gölü’nün ekolojik ve biyolojik özellikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Burdur Gölü Havzası ve Salda Gölü Alt Havzası, Türkiye jeolojisinde Isparta büklümü olarak adlandırılan yapının batı kısmında bulunan Salda Gölü, aynı zamanda Güneybatı Anadolu’nun, göller bölgesi diye adlandırılan Ege Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi arasında kalan kesiminde Göller Yöresinde, Burdur il sınırları içerisinde yaklaşık 6.8 km eninde, 9.186 km uzunluğunda bir çöküntü havzasında oluşmuş, tektonik bir çukurun üzerine yerleşmiş kapalı bir havza içerisinde yer almaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik ve Önemi

Salda Gölü ve çevresinde; tarımsal ve zirai ticari değeri olan bitki türleri, tıbbi, farmakolojik ve biyoteknolojik ticari değeri olan bitki türleri ve doğadan toplama yoluyla gıda olarak tüketilen bitkileri içeren sucul ve karasal bitki örneklerinden çok sayıda bitki türü yer almaktadır. Çok hassas vejetasyona sahip olan gölün kıyıları 9 farklı endemik ve nesli küresel ölçekte tehlike altında olan bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Salda Gölü çevresinde Salda Sığır Kuyruğu (Verbascum dudleyanum) önemli bir endemik bir türdür. Salda Gölü fauna yönünden çok az çeşitliliğe sahiptir. Gölde 4 balık, 1 sürüngen ve 1 amfibi türü yaşamaktadır.

 

 

Salda Yosun Balığı dünyada tek

Balık türlerinden Salda Yosun Balığı (Aphanius splendens) dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan endemik bir türdür. Gölde yaşayan, Burdur endemiği olan Ot Balığı (Pseudophoxinus cf. ninae) diğer önemli bir balık türüdür. Salda Gölü’nün en önemli biyolojik zenginliklerinden biri de doğal göllerimizde ender olarak büyüme gelişme gösteren, gölün bentik bölgesinde hidromagnezit stromatolit kayaçlar üzerinde yaşayan göle adapte olan Spongillidae familyasından “tatlı su” süngeri kolonileridir. (Spongilla cf. lacustris)

Birçok ördek türü için önemli bir üreme ve beslenme alanıdır Salda Gölü

Salda Gölü ayrıca birçok ördek türü için önemli bir üreme ve beslenme alanıdır. Gölde omurgasız canlılardan hemipterler (yarımkanatlılar takımına ait böcekler), nematodlar (yuvarlak solucanlar), ostrakotlar (kabuklular) ve odonat (kızböcekleri) larvaları yaşamaktadır. Salda Gölü’nde ekonomik getiri sağlayacak veya işletilebilecek bir tür ve popülasyon bulunmayıp, burada yaşayan canlıların yaşamsal ve ekolojik önemleri çok fazladır.

 

 

Salda Gölü’nün o eşsiz rengi ile her derde deva suyunun özelliği nedir hocam anlatabilir misiniz?

Salda Gölü jeolojik yapısı dışarıya suyunun akışının olmaması ve hidromagnezitli yapısı nedeniyle milyonlarca yıllık oluşumdan günümüze gelen doğal bir göldür. Salda Gölü, 184 metre derinliğe sahip tektonik bir çukurun üzerinde ve kapalı bir havzada yer alıyor. Bu havzadaki gölün suyu öncelikle doğal oluşumundaki kayaçlara bağlıdır. Oligotrofik özellikte, çok yüksek alkalin ve sert su yapısında bir göldür. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre Salda Gölü’nün alkalin suyu ve çamuru, sahip olduğu minerallerden dolayı, cilt hastalıklarına iyi geldiği bildirilmektedir. Gölün suyu turkuaz renginde olup gölü besleyen kaynaklar gölün biyoçeşitlilik yapısı ve alkali özelliğe sahip çanak kayaç yapısından kaynaklanmaktadır. Gölde hidromanyezit sonucu oluşan kayaçlar, yüzbinlerce yılın tamamen göl ekosisteminde bütünlük oluşturan ve korunan çok az sayıda su canlılarının göldeki su kalitesi ve mineral yapısıyla oluşturdukları biyolojik mineralizasyonun sonucudur.

Kumu Mars Toprağı ile benzerlik gösterir

Bilim insanlarının Salda Gölü’nün kıyı kumul yapısının  Mars Toprağı’na benzerlik göstermesi nedeniyle burayı doğal laboratuvar olarak nitelendirerek gelecek için aranan yaşam alanı için  Mars Gezegeni’nin en yakın ve olası gezegen  olduğu ve  Mars’a gitmeden de buranın toprağının bilimsel- yaşamsal çalışmalarda önemli katkı sunacağını  bildirmektedirler. O nedenden dolayı da bizler de buranın ekolojik jeolojik özellikleriyle hiçbir yapıya çevre baskısına  maruz kalmadan korunmasını istemekteyiz.

 

 

Salda Gölü’nün Toprağının Oluşumu ve Özellikleri 

Salda Gölü’nün tabanı ve kıyıları günümüzden 3.7 milyar yıl önceye dayanan hidromanyezit stromatolitlerle kaplıdır. Salda Gölü ve gölün kıyı alanlarında oluşan Beyaz Toprak-Kayaçlar -Mars Toprağı, hidromagnezit stromatolit oluşumu sonucunda meydana gelmiştir. Gölde hidromanyezit sonucu oluşan kayaçlar, yüzbinlerce yılın tamamen göl ekosisteminde bütünlük oluşturan ve korunan çok az sayıda su canlılarının göldeki su kalitesi ve mineral yapısıyla oluşturdukları biyolojik mineralizasyonun sonucudur. Bu özelliği bulunduğu bölgenin kayaç yapısı, iklimi, gölü besleyen derelerinin ve göldeki su akışının katkısıyla olmaktadır. Çünkü; göldeki su kalitesi, mikroskobik organizmalarıyla ve mineral yapısıyla oluşturdukları biyolojik mineralizasyon olayıdır. Salda Gölü çevresindeki beyaz topraklar-manyezitlerin-kışın göl sularının çekilmesi ile kıyıda kalan çamurların atmosferle temas etmesi ve atmosferdeki karbondioksiti bünyelerine absorbe etmeleri sonucu oluştukları belirtilmektedir.

Göller yöresinin bir üyesi olan Salda Gölü gibi Göller Yöresi ne durumdadır? 

Göller yöresi yıllar  öncesinde Türkiye’nin ve Dünyanın en çok doğal gölüne sahip olan bölgesi idi. Türkiye’nin; Beyşehir- Eğirdir Eber- Akşehir  gibi tatlı su özelliği taşıyan en büyük yüz ve su hacmine sahip doğal tatlısu gölleri yer alır. Korunmasıyla ilgili son kırk yıldır  koruma  hüküm ve yasaları çıkarılmasına rağmen; göller amaç dışı kullanım – ilkel tarımsal sulama yöntemleri ve  göllerin atık alanı olarak bilimdışı kullanılması- kıyı ihlalleri kirlilik artışı, göllerin çevresindeki  ağaçlarda-orman kayıpları gibi. durumlarla başbaşa kalmıştır.

 

 

Göllerimiz nasıl korunabilir? 

Göllerin korunması için öncelikle onların doğal oluşumlarının bilinmesi ve  bilim insanlarının öneri ve uyarılarının gözardı edilmemesi gerekmektedir. Ayrıca akılcı kullanmak ve korumak gerekir. Yaşamımıza  doğrudan etki eden su kaynaklarımızın akılcı kullanımı için çevresindeki biyolojik çeşitliliği etkileyici insan faaliyetlerinin belirlenmesi, havzada çok az olan su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı sağlamak üzere mevcut su planlarına öneriler getirilmeli ve alternatifler oluşturulmalıdır. Hassas ekolojik kaynakların tüketilmeden kullanılmasında, havza içerisinde geliştirilecek turizm, tarım, sanayi,  su ürünleri ve rekreasyon alanları aktiviteleri sulak alanını (kıyı çizgisini) etkileyecek arkasındaki her türlü faaliyetler için kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve politikalar belirleyerek uygulama araç ve süreçleri tanımlanmalıdır. Göllerimiz ilgili koruma yasa ve yönetmeliklerin öngördüğü şekilde; amasız fakatsız – siyasi  ve popülist (en tehlikelisi) yaklaşım gözetmeden, bilim insanlarının önerileriyle yönetilmelidir.

Geçtiğimiz 50 yılda 3 Van Gölü büyüklüğünde  1.3 milyon hektar sulak alan kaybı yaşandı. Bugün tatlı su kaynaklarımızın yüzde 74’ü tarımda, yüzde 15’i evsel kullanımda ve yüzde 11’i de sanayide kullanılıyor. Diğer bir deyişle, su kıtlığı sadece yağışların az olmasına bağlı değildir. Genellikle karmaşık sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlerle ilişkilendirilmelidir. 

 

 

Bir röportajınızda Pamukkale gibi korunmalı Salda Gölü demişsiniz. Detay verebilir misiniz?

“Hoyratça işletilen” Pamukkale’de travertenlerin kararmaya başlamasıyla, son yıllarda bu konuda alınan önlemler kayda değerdir. Yıllar öncesi Pamukkale’de piknik yapılır, travertenlere rahatlıkla basılabilir, ziyaretçi sayısı serbest durumda idi. Günümüzde ise girişte ayakkabılar çıkartılmakta, paçalar sıvanmakta  kısacası  koruma önlemleri kirliliğe müsaade etmeyecek şekilde alınmaktadır. Salda Gölü’nün hidromagnezitli  hassas yapısının  korunmasıyla ilgili olarak da bir an önce aynı önlemlerin alınması gerekiyor diyorum.

Türkiye’nin en derin, en temiz tatlı su gölü Salda Gölü bölgesi 1. Derece Doğal Sit Alanı, millet bahçesine nasıl dönüşebilir sağlıkla, bunun herhangi bir yolu var mı?

Salda Gölü Doğal Sit Alanı ünvanının  dışında Korunan Alan Tabiiat Parkı ve 2009 yılında da  Özel Çevre  Koruma Bölgesi (ÖÇK) ilan edilmiştir. Fakat bu ilkelerin yaratmış olduğu esneklikler nedeniyle başta Kamu Yararı adı altında yapılaşmalara imkan sağlanmaktadır. Halbuki Salda Gölü hiçbir yapılaşmaya açılamayacak kadar  kırılgan özelliğe sahiptir. Örneğin ÖÇK’nın anlamı; ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları olarak tanımlanıyor. Benzeri birçok alanda yaşandığı gibi, yapılaşma ile aşırı ziyaretçi akınından korumak mümkün olmamakta ve bölgeyi kullanıma açmakla buralar korunamamaktadır.

 

 

Ona  dokunmadan, doğal haliyle korunma altına almalıyız

Sağlıkta hastalık değil, hasta vardır ilkesi önemli kuraldır. İşte göllerimizde de doğal oluşumlarının- ekolojisinin, biyolojik ve hidrolojik özelliklerinin günümüze kadar nasıl geldiğini bilerek yapılan uygulamalarda bulunmamız gerekmektedir. Kısacası, Salda Gölü kırılgan ve ender bir göldür. Bir an önce Salda Gölü ve çevresine dokunmadan olduğu gibi, doğal haliyle korunma altına almalıyız.

 

6 Yorum
  1. Yüksel Gördü 4 ay önce

    Emeğine sağlık güzel olmuş, başarılarının devamını dilerim

  2. Kursat 4 ay önce

    Sürdürülebilir bir cevre için doğal hayatı korunmanın önemine dikkat çekimisiniz güzel bir konu ve yazı olmuş tebrik ederim

  3. Merve Tahincioglu 4 ay önce

    Emeginize saglik

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2020 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account