Kitap okuma oranı yüzde 3’lerde olan Türk halkının geleneksel vakit geçirme tercihi ‘televizyon izlemek’tir. Gündüz kuşağında Müge Anlı’yla katili bulup, onun yüzüne tükürerek başlayan hayatlar; kâh nedense birbirine evindeki eşyaların fiyatlarını söyleyen gelinler; gelinini gömen görümceler; kâh köyleri gezip ağzını şapırdatarak tüm köyü yiyen gezi-yemek programları veya 30 yıldır bulamadığı kardeşine 30 dakikada kavuşturanlarla, akşamı bulur.

Tabi ki ‘sultânım, Vivaldi aç dinleyerek şiir okuyalım’ denmeyip ‘hanım çay koy, çekirdek getir çitleyerek dizi izleyelim’ modunda geçer akşamlar da… Çaya atılan şekerin kaşık şıngırtısıyla özenle eritilmesi, ve höpürdeterek çay içmek dışında hiçbir enerji harcanmayıp, ruhuna veya belleğine tek birşey koymadan geçen pekçok ömür vardır hâliyle…

Hele ki şu dönem insanlar evde, pandemi nedenli eve sığan hayatlarda yaşarken tabi ki Türk dizileri herkesin yine tek eğlence kaynağı olmaya devam etmekte.

İşyeri hekimliği yaptığım yerdeki veya anestezist olarak ameliyatında bulunduğum hastalarla muhabbetimde yıllardır gördüğüm şu ki, bizim kadar bu dizilerden etkilenen, her konuda olduğu gibi ‘sürü psikolojisiyle’ televizyon programına göre yaşayan başka millet yoktur!

Mafya dizileri furyası olur, herkes aynı takım elbise aynı kirli sakal… Eve girince annelerinin terliğini tepelerine yiyen yeniyetmeler mahallede öyle dolaşır ki sanki feleğin çemberinden geçmiştir eşşoğlueşşek!

Doktor dizileri furyası olur; sanırsın tüm ev hanımı teyzeler uzman doktor; akşam hekimoğlundan öğrendiği reçeteyi sana öğretmeye muayeneye gelirler.

Ve şu an biliyosunuz psikolojik çıkarımlar yapan, psikiyatrist doktorların klinik anılarından esinlenerek insanların ruhlarını çözümleyen diziler fazla ve tabi ki sevgili halkımın tembel, hırsız, arsız, yan gelip yatan, kötülükle beslenen, dünyaya tek bir katkısı olmayan sevgili insanlarının artık tüm bunlar için bir bahanesi var: Çocukluk travmaları…

-Oğlum niye işini doğru düzgün yapmıyosun, bak senin yüzünden insanlar mağdur oluyo… : Hocam ‘çocukluk travması’ işte, benim babam da çok sorumsuzdu, eve gelirken ekmek almayı bile unuturdu biz açlıktan somya kemirip yatardık, onun etkisi, şimdi ben de işe geç geliyorum filan!?!

-Evladım sınava girceksin, bırak tableti ders çalışsana, hiçbir idealin yok mu senin?…: Öğretmenim aslında tembelliğimin nedeni çocukluk travmalarım. Annem halk ekmek almaya hep beni gönderir, orda kuyrukta beklediğimden çok yorulurdum. Şimdiki tembelliğim aslında o yorgunluklarımın bugüne yansıması. Ne zaman kuyrukta beklediğim o 15 dakikayı hatırlasam, travmadan ders çalışma isteğim gidiyo!!

-Teyze yaşlısın bak yasak, pandemi var, siz niye toplanıp gün yapıyosunuz, bi süre kısır yemeseniz olmuyo mu?…: Çocuum o gün dizide söylediler bugünkü davranışlarımız hep çocukluğumuza dayanıyomuş. Doğru, annem babam bizi evde bırakıp tarlaya çalışmaya giderdi, çocukluğumuzda gezip tozmadık ki… O yüzden şimdi hep gezesim var, çocukluğumda gezeydim, şimdi kurallara uyardım. Vallah doğru bak, nenem çok güzel kısır yapardı, şimdi yemeden duramıyosam demek, ondan!!

Vay arkadaş adam çocukluğunda leğende yıkanmasa meğer uzaya roket fırlatcakmış! Ya da kadın, ilkokul öğretmeni kulağını çekip okuldan soğutmasa Oksford’lu olacakmış, oysa travmasından tabi, okumayıp zengin koca bulmayı tercih etmiş!!

Tabi ki çocukluk travmaları hayatımızı etkiler; çocuğun hamur kıvamındaki ruhu; o günlerde yaşadıklarıyla yoğurulur. Ama her hatamızın, başarısızlığımızın sebebini geçmişe bağlamak sizce de komik olmuyor mu?

Ailesi okumamış olup ‘okuyup meslek sahibi olmalıyım’ diye inadına daha çok çalışıp okuyan; babası çok sigara içtiği için rol model almak yerine sigaradan nefret edip asla içmeyen de çocuk değil mi?

Travmalar bazen de insanları olumlar, olgunlaştırır ama tabi böyle düşünmek kimsenin işine gelmez, bahane bul, çekil, en kolayı!

Zaten benim böyle hayat boyu çalışıp, okumam, yazmam, düşünüp sorgulamam filan hep çocukluk travmalarımdan… 6 çocuklu tek maaşla tüm çocukları üniversitede okutmaya çalışan bir anne babanın; bir eli yağda diğer eli balda!! büyütülen ‘travmasız’ çocuklarıydık biz, hayattaki başarımız ondandır!

Neyse boşveriiin, açın televizyonu oturun, ne memleketin hâlini sorgulayın ne dünyanın geleceğini… Çayınız şekerli, çekirdeğiniz çok kavrulmuş; herşeye bahane çocukluk travmanız bol olsun, yeter!

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account