Haftasonu için size harika bir önerim var. Hala Tahtalıköy’ü görmediyseniz, çıkın çıkın oraya gidin. Hayır beni yanlış anladınız benim Tahtalıköy derken,  Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinin İznik ile sınır olan eski köyü Tahtalı, yeni mahallesi Tahtalı’dan bahsediyorum. Neden mi Tahtalı’ya gitmelisiniz, çünkü orada  Tahtalıköy Mahallesi sakinlerinden İhsan Öztürk’ün, yaşadığı köye armağanı geçmişten geleceğe konseptli nefis bir müzesi var görülmeğe değer. 20 yıllık bu müzede antika olarak düşündüğünüz her şeyi bulabilirsiniz. Tarihi tekerleklerden yapılmış bir lambadan tutunda, taş plak ve hemen yanında bir müzik seti, daha uzun ömürlü olacağı için şimşir ağacından yapılma kızağa kadar pekçok görülemeye değer antika eser var. Üstelik hepsinin de bir hikayesi var.

 

 

Geçmişte ulaşım aracı olarak kullanılan eyerin hikayesini müze sahibi İhsan Öztürk’ten dinleyelim: “Bizim çocukluğumuzda olsun, gençliğimizde olsun. Araba falan yok. Eyerlerimiz var. Araç olarak kullandığımız eyerlerle gelin almasını yapıyoruz. Ya da gezmeye gideceksek, veya bir şehire ineceksek yine eyeri kullanıyoruz. Tamamı deri olan bu eyer bana dedemden kaldı. Belki 100 senelik bir araç. Tamirini yaptırdım. Takım olarak burada sergiliyorum. Amacım gençlerimize, çocuklarımıza geçmişte bizim nasıl bir hayat yaşadığımızı anlatmak. Antika eserleri görmelerini sağlayarak, nasıl bir yokluktan bugünlere geldiğimizi aktarmak.”

 

Ampullü radyomuz var, ısınarak çalışır

Eskiden düğünlerde çömlekten yapılma darbukalar olduğunu ifade eden müze sahibi İhsan Öztürk, “O darbukalar çalınır kadınlar oynarlar ve en sonunda çömleği atıp kırarlardı. Çömleklisini henüz bulamadım ama böyle bir geleneğimizi anlatır burada gördüğünüz darbuka. Cumhuriyetin ilk yıllarından kalma eski telefonumuz var. Transformatörlü dediğimiz eski ampullü radyomuz var. Isınarak çalışır. O zamanlar sadece radyo TRT çekerdi. Biz de açıp ondan memlekette olan haberleri öğrenirdik.  Türk usulü F ve İngiliz üretimi Q klavye olmak üzere iki adet daktilomuz var.  Bakır sahanlarımız var. Annelerimiz tereyağını kızdırıp da Boşnak böreğimizin üzerine bununla dökerdi. Mis gibi de kokardı. Yemeklerimizi üzerinde yediğimiz sinyamız var”, şeklinde konuştu.

 

 

Sevdalinkamız var

Müzemizde harika bir yayığımız da var diyen İhsan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü. “Bu yayığın içine isterseniz yoğurt koyun çarkalayıp ayran yapın, isterseniz de sütü koyup tereyağı yapın, tadını hiçbir şeye değişmeyeceğiniz enfes güzellikte doğal ve lezzetli ürünler elde edersiniz. 4 baslı bir armonikamız var. Sevdalinka deriz biz ona, yani aşk şarkılarının çalınıp söylendiği en güzel aletlerden biridir. Çalışır vaziyettedir. Koyundan ineğe kadar birçok hayvan için ayrı ayrı üretilmiş çanlarımız var. Bu çanlar orkestra gibidir. Yani iyi bir çoban hayvanlarını görmese de seslerinden hangilerinin geldiğini, hangilerinin eksik olduğunu anlar. Rumlar topraklarımızı terk ederken, bunları toprağın altına gömmüşler,  bazı eşyalar  gibi bu çanları da toprağın altından çıkardım.”

 

 

100 yıllık bir düvene sahibiz

İki kişinin zor ayıracağı bir ayı kapanları olduğunu ifade eden İhsan Öztürk, şunları aktardı: “Ayıb kapanımız ve kurt kapanımız yanyana duruyor. Kurt kapanımız da farklı bir mekanizma. 100 yıllık bir düvenimiz var. Harmanda çift öküzün çektiği düvenlerimiz vardı. Burada onu da görebilirsiniz. Döven namıdiğer düğen, harmanda ekinlerin tanelerini sapından ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzeyinde keskin çakmak taşları çakılı kızak biçiminde bir araçtır. Buğday bağlarını, çimleri yolunmuş, tamamen temizlenmiş harmana yayardık. İki öküzü boyunduruğa koşardık. Düğeni boyunduruğa bağlar, harmanda düzenli bir şekilde döner dururduk. Akşamüstü olduğu zaman biz de dururduk hayvanlarda dururdu. Hayvanları boşaltır, yem verirdik. Sonra da beklerdik ki rüzgar gelsin ki bir tarafa ekin düşsün bir tarafa da saman düşsün. Çatal gibi şu gördüğünüz de yaba. Onu da harmanı savurmakta kullanırdık. Yani burada gördüğünüz her şeyi geçmişte bizzat biz kullanırdık.”

 

 

İyi paralar ödeyerek satın aldım

Bu gördüklerinizin bir kısmı babamızdan, dedemizden kaldı diyen Öztürk,  “Şu gördüğünüz ninemin çeyiz sandığı. Bu sandıkların özelliği eskiler bu sandıkların içine koydukları eşyaları korusun diye bir tane elma ya da ayva da bırakırlardı. Hem güveyi engellerdi hem de içindeki eşyalar da mis gibi kokardı. Hatta biz çocuklar da sandığı açıp, o meyveleri yemeyi çok severdik. Manda derisinden yapılmış çarıklarımız var. Köylülerimiz Karamürsel’e gelirken çarıklarını koyunlarına saklar, getirirlerdi. Yolda ayakları çamur içinde kalırdı.  Karamürsel’in tam girişindeki çeşmelerde ayaklarını yıkarlar, temizlerler çorap da pek kimsede yok o dönemde ayaklarına çaput sararlar, onun arkasından çarıklarını giyerler ve şehre öyle girerlerdi. Bu anlattıklarım tabi o dönemlerde yoksulluğun bize getirdikleri. Güğümlerimiz de var. Evlerde sürekli su kaynatılır, çay yapılır. Ama bunların en önemli özelliklerinden bir tanesi de yaşlılar öldüğünde büyük kazanlarda kaynatılan sular, oyulan su kabaklarının içine konur ve güğümlere dökülür. Bunlarla yaşlılarımızın yıkaması yapılırdı. Bunun dışında iyi paralar ödeyerek satın aldığım antikalar da var”, şeklinde bilgi verdi.

 

 

Gelen misafirler burada konaklayabilsinler diye yukarıya da iki tane oda yapacağız

Müzede bulunan buğday ayıklama makinasının şu anda çalışır vaziyette olduğunu ifade eden Öztürk sözlerini şöyle tamamladı. “Civarda 6-7 tane köy vardı. Çocukluğumuzda bu makinadan tüm bu köylerin ihiyacını giderecek olan sadece 2 tane vardı. Buğdayı yem için, hem tohumluk, hem de yemeklik için ayırır. Kademeli kademeli ayırır. Pisliğini bir tarafa ayırır. İnsanlar 1 ay bekler ki makine sırası ona gelsin de işlerini halledebilsinler. Bu makinayı bütün gün kolla çevirirsin. Kolun kopar. Elektrik diye birşey yok o zaman köyümüzde tabi. Müzeevimizde ayrıca, minik bir kafemiz de var. Misafirlerimize çay kahve, börek ikramı yapıyoruz. İtimat süt ürünleri damadıyım. Her zaman destekçim olmuşlardır. Kayınbiraderimi çok sevdiğim için de mekanımızın ismini kayınbirader ile damadın yeri anlamına gelen sura zetovo myjesto ismini koyduk. Önümüzdeki sene buraları daha geliştireceğiz. Restoranta dönüştüreceğiz. Köyün dışından gelen gelen özel misafirlerimizi burada ağırlamak istiyoruz.  Gelen misafirler burada konaklayabilsinler diye yukarıya da iki tane oda yapacağız. Doğanın içinde huzur bulmak isteyenler ile, dünle bugünün farkını aynı anda görüp hissetmek isteyenleri mekanımızda  ağırlamaktan keyif duyacağız.”

10 Yorum
  1. Zafer KONUKOĞLU 5 ay önce

    Tahtalıköy makalesini merakla okudum.Sayenizde bilmediğimiz değerlerimizi öğreniyoruz.Çok teşekkür ediyor ve diğer yazılarınızı merakla ve sabırsızlıkla bekliyorum

  2. İlker Sevüker 5 ay önce

    Çok yakınlarımızda aslında ne hikayeler ne yaşanmışlıklar var.Hayat yoğunluğundan bunları es geçiyoruz.Bu hikayeleri ,yaşanmışlıkları gezip derleyip bize sunduğunuz için teşekkür ederiz.Emeklerinize ayaklarınıza sağlık…

  3. Ayşegül Tahincioğlu 5 ay önce

    Bakırlar güğümler bizi sobalı evlere,
    eski zamanlara götürdü.
    Teşekkürler

  4. Bilgutay Bağdat 5 ay önce

    Ne kadar güzel, Uzak ücra bir yerde yaşanmışlıklar tekrar hayat bulup zamanımıza taşınıyor.

  5. Atilla Hatipoğlu 5 ay önce

    80 lerde bir kaç yıl babam köyün öğretmeni olduğu için yaşadığım yer. geriye güzel anılar ve insanlar kaldı 80 lerde bile 20 hanelik bir köydü

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account