Hayatımda ilk defa birbinden özel belgesel niteliğinde projeleri görüp de heyecanlanınca sizi tanıyabilir miyim sorusunu en sona bıraktığım bir röportaj yaptım. Oysaki röportajlarımda ilk sorum geçtiğimiz Mart ayında Tema Vakfı yayınları arasında çıkan “Hikayeleri ve Efsaneleriyle Türkiye’nin Tarihi-Ulu Çınarları” kitabının yazarı Mustafa Aydemir kimdir? olacaktı. Küçük bir sırrımı paylaşayım sizinle sevgili okur, açıkçası zaten daha konuşmamızın ilk anlarından itibaren mütevazi özel bir insanla tanıştığımı hissetmiştim. Çünkü Mustafa Aydemir eserleriyle fazlasıyla kendini anlatıyordu. Üstelik yazarımız daha röportaja başlamadan önce bana kitaplarını imzalı olarak hediye etmiş ve gözlerimi kamaştırmıştı. Konudan konuya atlayarak sorular sormak, birbirinden keyifli, bilgi dolu cevaplar almak ufkumu açmıştı. Mustafa Bey’in yeni projelerini ilk duyan insanlardan biri olmak beni çok mutlu etmişti. Sizin anlayacağınız, konuştuğumuz her konu başlı başına bir dosya konusu olan Mustafa Aydemir ile röportajımız harika geçmişti. Sohbet ederken bana eşsiz bir kitabın sayfalarını çevirdiğimi hissettiren ender insanlardan biriydi Mustafa Aydemir. Kendisini tanıdığıma çok memnun oldum. Yolda evime dönerken Aydemir’in “Dağdan Bakan Gözler” isimli kitabını zevkle bir solukta okudum. Gece uyuyamadım ve kitabı bitirdim. Kitapla ilgili detayları size başka bir yazımda anlatacağım. Şimdi gelin hep birlikte Mustafa Bey’le bizi buluşturan, röportaj yapma sebebimiz olan tarihimizde özel bir yere sahip olduğunu düşündüğüm Hikaye ve Efsaneleriyle Türkiye’nin Tarihi-Ulu Çınarları adlı kitabı hakkında röportajımıza geçelim. İşte size sorduğum soruları içtenlikle yanıtlayan Mustafa Aydemir’in cevapları:

 

 

Bu kitap nasıl doğdu?

İnsan yaşamında öyle karşılaşmalar vardır ki, farkına varmadan kaderiniz olur. Nitekim bu kitap da böylesi bir karşılaşma-konuşma sonrası doğdu. Doğal ki hayatımın akış yönünü de farklı bir yöne savurdu. 2010 yılı Ocak ayı idi. Şehzadebaşı’ndaki Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda bir yandan vakıf başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan’la sohbet ediyor, bir yandan da vakfın yayınladığı Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi’ni karıştırıyordum. (ki bu dergi halen Türkiye’nin en uzun ömürlü dergisidir) Herhalde bir an yüzümü ekşitmiş olacağım ki, Turan Yazgan, dergide beğenmediğin birşey mi var diye sordu. Hayır hocam. Dergide herşey mükemmel. Sadece çınar sayfasındaki bilgi ve fotoğrafları beğenmedim. Evet, dedi. Bu seriyi yeni başlattık  ama biz de beğenmedik. Devam etti. Ama bu “Türkiye’nin Tarihi Ulu Çınarları” konusunu ben çok istiyor ve önemsiyorum. Yazık ki kötü başlamış dedim. Hoca bir an durdu. Bana daha dikkatlice baktı. Sonra birden, Mustafa bu seriyi sen yapar mısın? dedi. Aman hocam ben ormancı mıyım ki. Yazgan: Senin beğenmediğini yapan İstanbul eski Orman Bölge Müdürü değerli bir arkadaşımızdır. Ama olmadı. Turan Yazgan hocam devam etti: Ben seni tanıyorum. Sen meraklı bir araştırmacısın, ele aldığın, kafayı taktığın şeyin en iyisini yaparsın. Peşini bırakmazsın, farklı açılardan bakar, duygularını katar, sıradışı bir çalışma ortaya koyarsın. Ayrıca sen çok gezen de birisin. Biliyorsun ki gezen tilki yatan aslandan daha verimli bir avcıdır. Bu konu ayrıca bugüne kadar üzerinde nedense hiç çalışılmamış, bakir bir konudur.

 

Kendini Türklüğe adamış muhteşem bir insandı

Hocamız iltifat eden biri değildi. Kanatlandırıcı sözleri yüreğimi okşadı. O ayrıca benim tanıdığım kendini Türklüğe adamış muhteşem bir insandı. Ve bu uğurda tek başına ne işler başarmıştı. O, gözümün içine bakarak benden cevap beklerken ona nasıl hayır diyebilirdim. İçimden şöyle düşündüm. On-on iki sayılık bir seriyle hocanın gönlünü yapar sonra bırakırım. Ayrıca böylesi önemli bir konunun bugüne dek çalışılmamış olması imkansızdır. Sanıyorum hoca bu konuda yanılıyor. Sonra kendimi çınarlara öyle bir kaptırmışım ki, aradan 6 yıl geçmiş, bu arada bana bu görevi veren değerli insan Turan Yazgan hocam 2012 Kasım’ında ebediyete intikal etmiş, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi’nde Çınarlar serisi 70. sayıyı geçmiş ve ben hala Anadolu’da çınar peşinde koşuyorum. Koştukça da rahmetli Turan Yazgan’a hak veriyorum. Çünkü onun dediği gibi böylesi orjinal, güzel bir konu, (küçük, bölgesel yayınlar dışında) gerçekten tematik olarak hiç çalışılmamış. Belli ki bu kitap o karşılaşmayı, o konuşmayı, o an’ı beklemiş. Yani kısacası beni, sizi, bizi beklemiş.

 

Nasıl bir kitap hazırladınız?

Yurdumuzun dört bir yanı, tarihi-ulu çınarlarla doludur. Etrafımızı süsleyen bu ağaçların her biri, bizlere atalarımızdan miras kalan doğal ve tarihi hazinelerdir. Onlar varlıklarıyla yüzyıllardır hem yaşamlarımızı güzelleştirmişler, hem de nesiller boyu anlatılan hikaye ve efsaneleriyle kültürümüzü zenginleştirmişlerdir. Bizler çoğu kez günlük yaşamın hay-huyları içinde onları fark etmeden yanlarından geçip gittik. Bazen yaz sıcağında dostlarla onların serin gölgelerinde sohbetler ettik. Onları diktik, onları kestik, onları yollara dizdik. Hatta “o ağacın altını” diye şarkılar bile besteledik. Bizler Bizans’tan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze kadar hep onlarla içiçeydik. İşte bu kitap onlara olan sevgi, saygı ve farkındalığımızı arttıracak bir kitaptır. Bizler onların çap-boy-yaş ve fiziki güzelliklerinin yanısıra bizlerle olan ilişkilerini  de merak ettik. Bunun için onların çevresinde gelişen hikaye ve efsaneleri de derledik. Elbette hepsinin bir hikayesi yok. Ama bulduklarımız öylesine güzel, öylesine özeldiler ki çok etkilendik. İleride bunlardan nice romanlar veya film senaryoları çıkacağına da bütün kalbimizle iman ettik. Kitap gerek bu özelliği gerek  teknik- fotoğrafik tespitleri, gerekse folklorik derlemeleriyle bu konudaki eksikliğimizi tamamlayan bir kitaptır. Tarihe not düşecek, bu bilgileri gelecek kuşaklara ulaştıracak bir kitaptır.

 

 

Çalışmanızın amacı neydi?

Bu çalışmanın bir amacı da, yaşları, hikayeleri ve güzellikleriyle hayatımıza giren çınarları belgelemek, onların teknik, mistik, turistik, edebi ve tarihi bilgilerini kayıt altına alıp kaybolmalarını önlemekti. Bu araştırma yapılırken 6 yıl boyunca bu coğrafyada yüzlerce çınar ziyaret edilmiştir. Bunların pekçoğu süzgeçten geçirilmiştir. Kitaba girenler, süzgecin en üstündekiler yani hafızalarımızda en çok yer edinenlerdir. Biz kitaba günümüzde artık var olmayan ama tarih sayfalarında hep karşımıza çıkan önemli çınarları da aldık. Tarihten günümüze “çınarlı yol proje örneklerine” sayfalarımızda yer ayırdık. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere elinizde tuttuğunuz kitap, belgesel bir çalışmadır. İnanıyoruz ki ileride bu çınarları bilimsel yönlerden araştıran bilimadamlarımız da çıkacaktır. Onların yaş halka kesitlerinde saklı duran şifrelerini araştırıp bizleri aydınlatacaklardır. Bu coğrafyada yaşanmış iklim değişikliklerini ve daha birçok şeyi onların hafıza kayıtlarından alıp bizlere sunacaktır. Okuyucunun kitaptan zevk alması, araştırmacıların kitaptan faydalanması, bu bilgilerin gelecek kuşaklara aktarılmasıyla da bu kitaba emek verenler kendilerini mutlu sayacaklardır.

 

Hep çoğul olarak konuşuyorsunuz nedenini öğrenebilir miyiz?

Önceki araştırmalarımdan biliyorum ki, sen eğer doğru bir iş yapıyorsan, iyi niyet ve samimiyetle topluma faydalı olmaya çalışıyorsan, asla yalnız kalmıyorsun. İnandığın yolda kararlılıkla yürürken, sana katılanlarla çoğalıyorsun. “Ben” olmaktan çıkıyorsun. “Biz” oluyorsun. Kendini farkına varmadan gönüllü bir ekibin arasında buluyorsun. Bu ülkeyi en az senin kadar seven, hiç karşılık gözetmeden sana destek veren o güzel insanları tanıyorsun. Bütün çabaların kültür adına okyanusta minik bir damla olsa da onu önemsiyorsun. Onun için kitabın metinlerinde de “ben” demekten özellikle kaçındım. Hep “biz çoğulunu kullandım. Bundan dolayı “ben” demek onlara haksızlık olurdu. Kitabın teşekkür kısmında siz onları sadece birer isim olarak göreceksiniz. Ve bu isimlerin çokluğuna hayret edeceksiniz. Burada şunu belirtmeliyim ki; medyanın sürekli yüzümüze vurduğu negatif şeylerle içinizi lütfen karartmayın. Onların ısrarla aşılamaya çalıştığı aşağılık duygularına kanmayın. Onlar dilimizden tutun da, millet aidiyetimize kadar olan tüm kavramların içini boşaltmaya kalksa da, unutmayın ki nihayetinde bu ülke vicdanlı insanların ülkesidir. Tanrı misafirine kapılarını açan, ekmeğini paylaşan, öksüze, yetime, düşküne el uzatanların ülkesidir. Komşusu açken tok yatamayanların ülkesidir. Dünyada ilk kez şifahaneleri, bimarhaneleri, aşevlerini açanların, imeceyi kuranların ülkesidir. Vatanı için gözünü kırpmadan ölüme koşanların ülkesidir.

 

 

Dünyanın en büyük Atatürk portresini gönüllü insanlarla yapmayı başardık

Çünkü bunun örneklerini 1982 yılında Erzincan Dağları’nda da yaşadım. 1000 ton ağırlığındaki, halen dünyanın en büyük portresi sayılan Atatürk’ün portresini üç binden fazla gönüllü insanlarla yapmayı başardık. Akdeniz’de 1995 yılında araştırmaya başladığım Fransızlar’ın I. Dünya Savaşı batığı Paris-2 Kruvazörü olayında da aynı şeyleri yaşadım. 9.5 yıl süren araştırma sürecinde en az 25 vatansever gönüllü bana destek olmasaydı, sular altında kalmış muhteşem bir tarihi “Ben Bir Türk Zabitiyim” adlı kitapla mükemmel bir şekilde çıkartamazdım. Türk Milleti olarak bizim de elbetteki  hatalarımız vardır. İçimizde bozuklar, çürükler, hainler vardır. Ama bunlar ancak bir çuval cevizin içindekiler kadardır. Biz onları günü gelince nasılsa ayıklar, hallederiz. Ama milletimize laf ettirmeyiz. Çünkü bu güzel insanlar vardır ve halen aramızdadır.

 

Kitabınızı alan okuyucular hangi bilgilere ulaşacaklar?

Kitabımızda şu konulara yer verdik:  Çınarlar ve dünyada bilinen çınar türleri, çınarların bilimsel sınıflamadaki yeri, Türkiye’deki yaygın çınar türleri, herhangi bir ağacın veya bir çınarın anıt ağaç olabilmesi için gereken kriterler, dünyada ilginç ağaç örnekleri, Türkiye’nin ilginç ağaç örnekleri,ormanlarımızın durumu, bir sivil girişim örneği gibi konuları işledik. Ülkemizde Osmanlı’dan günümüze kadar ağaçlar konusunda bazı çalışmaları ile orman, ağaç, koru ve çevre bilincini başlatan öncü insanlardan bahsettik. Çınarların üretimi, bakımı, hastalıkları ve zararlılarını birbir anlattık. Çınar ağaçlarının yaş tespitlerinin nasıl yapılacağını aktardık. Çınarlarımızı fiziki boyutları açısından  inceledik. Ulu çınarlarımız hakkında mitolojik, folklorik ve mistik açılardan bilgiler verdik. Eski Türkler’de kutsal ağaç inancını anlattık. Çınarları tarihe tanıklıkları ile destanlara, sanata, bilime turizme, ekonomiye ve peyzaja olan katkıları açısından da inceledik. Daha sonra İstanbul ve Bursa çınarlarını kaleme aldık. Ardından da Marmara, Ege, Karadeniz ve Akdeniz bölgesi çınalrı hakkında bilgileri okuyucularımıza aktardık.

 

Çok yönlü yazar Mustafa Aydemir kimdir?

1953 yılında Antalya’da doğdu. 1973 yılında Antalya Lisesi’nden, 1979 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. 1974 yılında kendi şirketini kurdu. Her yılbaşında şirket promosyonu olarak “Hayallerin bu fidanla birlikte büyüsün” kampanyası adı altında binlerce ağaç fidanını ücretsiz sundu. Böylece yurdumuzun ağaçlandırılması veya ağaçlara farkındalık yaratılmasına katkıda bulundu. Kapadokya’ya bir milyon ağaç projesine bizzat katılaraki bunları yayınlayarak imece usulüyle faydalı işler yapan sivil toplum kuruluşlarının sesini ülkeye duyurdu. Çocukluğundan beri sanata, tarihe, denizlere, bitkilere ilgi duyan Aydemir, sualtı batık araştırmalarıyla tanınsa da her zaman doğayla içiçe oldu. Mustafa Aydemir Eski Türkler’in sanat, yaşayış ve inanışlarını öğrenme adına yüzyıllar önce Anadolu ve Türkistan coğrafyasına yapılmış tüm seyahatnameleri okudu. Kendisi de bu amaçla değişik tarihlerde Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Rusya, Suriye, İran gibi ülkelerde bizzat incelemelerde bulundu. Son olarak gittiği Tatristan ve Çuvaşistan’da İdil Nehri (Volga) kıyılarında yaşayan eski Türk Boylarının Kutsal Şaman Tepeleri’ni gezdi. Burada aynen Anadolu’daki gibi çaputlar bağlanan kutsal ağaçları ve totemleri resimledi. Aydemir’in Atlas Dergisi dahil birçok seçkin dergide iki yüze yakın makalesi yayınlandı. Sanmayın ki yazarımızın özgeçmişi burada son buluyor. Çınarlar röportajımız son buluyor. Devamı bir diğer röportajımızda olacak. Bizi izlemeye devam edin.

 

 

 

 

 

6 Yorum
  1. Ayşegül Tahincioğlu 8 ay önce

    Çınarları hep sevmişimdir.
    O kadar güzel şeylere değiniyorsunuzki hayran olmamak mümkün değil.
    Doğa , hayatımızın vazgeçilmezi..

  2. merve 8 ay önce

    Merhaba bir ağaç hayranı olarak bayıldm yazınıza , daha çok ağaç ve doğayla ilgili yazılarınızı bekliyorum.

  3. volkan yalazay 4 ay önce

    Teşekkürler; bahsi geçen kitaba nasıl ulaşabilir, nasıl temin edebiliriz? Tema Vakfı sitesinde herhangi bir bilgiye denk gelmedim.

    • Yazar
      Bihter Gördü 4 ay önce

      Merhaba değerli yorumunuz için teşekkürler. Mailinize kitaba nasıl ulaşacağınız konusunda bilgi notu yolladım.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account