Sevgili gezisever dostlarım, aslında ‘doğru’ gezebilmek, gezerken baktığını görmek, gördüğünü anlayabilmek, hissetmek, öğrenmek ve beyinde ‘engram yaratabilmek’ incelik ister. Hatta özellikle sanat turlarında; önceden, görülecek eserler hakkında araştırma yapılması bence şarttır. Bir resime bakarken ressamı, yaşadığı dönemi, o eseri nasıl resmettiği hakkında bilgi sahibi iseniz; komşu Ayşe Teyze’nin televizyonda kadın programı yerine belgesel izlediği gözle görmezsiniz o resimi, heykeli… Ancak o zaman sanatçının ne hissettirmek istediğini daha net anlayabilirsiniz.

Bunları düşünen ben bu hafta size, bir sergiyi gezerken veya insanların elinde şarabı, ayakta durarak, boynunda fuları, birbirine ‘üstadım’ deyip teveccühlerini sundukları ortamlarda cahil cühela gibi kalmayın, ezilip büzülmeyin, iki laf edebilin diye bir yazı yazmaya; sanatsal gezilerinizde kopya çekebileceğiniz küçük bir rehber yaratmaya karar verdim. İlk dersimizde en tanınmış dünya ressamlarından on tanesini seçtim. Tabi derya deniz olan bu sanat listesini, birkaç yazı dizisiyle daha tamamlamanın, sizleri sıkıp kültür intoksu yaşamamanız için daha doğru olacağı kanaatindeyim. E hadi alın şarabınızı elinize, öyle cahil gibi oturmayın, kalkın ayağa, dinleyin beni, biraz vizyon sahibi olun ayol!

Caravaggio 

Rönesans dönemindeki çiçek, böcek, herşey güzel, estetik resimlerin aksine 16. yy sefalet ve gerçeklerini anlatan, karanlık, psikopatça ölümler işlenen, yüzü kendine ait kesik kafalar; kadın mı erkek mi belli olmayan çirkin hatta şaşı portreler görmüş yeni gelin gibi şaşkın ve dehşet dolu bakışlı çirkin insanları resmeden iç sıkıcı eserler vermiştir. Kendi deyimiyle resme bakan kişi kadınsa erkek, erkekse bir kadın görür. Kilisenin kurallarına aykırı ilk eser veren kural tanımaz bi manyak olarak ki evlerden ırak olsun; Meryem Ana’yı resmederken, mezardan kadın cesedi çıkarıp model olarak kullanmıştır. Hapse atılıp çıkınca varoşlarda, saldırgan yaşamına geçmiş; âşık olduğu kadınlar için cinayetler işlemiş; bu hayat içinde yitip gitmiş bir ‘katil sanatçı’dır.

       

Rubens

16. yy ressamı olup resimlerinde koca mâbadlı, iri memeli insanlar hâkimdir. Çoğu resminde bi kimin eli kimin cebinde belli olmayan, grupçek yapılan bi ayıpçı eylemler görüntüsü vardır. Bu zât öğrencilerini çalıştırıp resmi yaptırıp iki fırça darbesiyle değiştirip imzasını atarmış; size de şu anki yayınların yapılışı, akademik ortamı hatırlatmadı mı, valla bi doktor olarak bana hatırlattı!

   

Picasso

20. yy ressamlarından olup delü manyağın önde gidenidir. 7 yaşında resim öğretmeni olan babasının desteğiyle resme başlamış, sanata, aşka, kadınlara tutkusuyla verdiği eserlerle ‘dehâ’ olduğu kabul edilmiştir. İlk başta ‘mavi’ renk baskındır, sonra pembe ‘kübik’ eserleri olmuş; eserlerinde hep üç harfliler çarpmış gibi gözü alnında tööbe pismillah burnu kulağında portreler yaygındır. Sanat ve üretkenlik ayağına torunu yaşındaki kızlarla sevgili olup çapkınca yaşayıp, mutlu ölmüştür.

              

Mondrian

20. yy kübizm öncülerinden olup; ‘almış eline cetveli çizip kareleri boyamış bu ne la’ modunda eserler vermiştir.

       

Van Eyck

15. yy kadın – erkek yaşlı genç herkes, bazlama suratlı Putin’ e benziyosa Eyck’tir, türbanlı Putin, elbiseli Putin, dekolte Putin, altın gününe gelmiş teyze Putin…

     

François Boucher 

Resmin biyerlerinde, konuyla alakalı, alakasız uçuşan tontiş minnak melekler varsa, Fransua Buşi’dir. Meleklerle niye bozduğunu kimse çözememiştir. (Doğru okuyun cahiller, Boucher yazılır, Buşi okunur.)

          

Edgar Degas 

Bir balerine olan karşılıksız, kara sevdası yüzünden devamlı balerin çizmiştir. Yani resimde dansçı, balerin kız varsa Degas’tır.

        

Salvador Dali

20. yy’ın en kafası iyi sürrealist ressamıdır. Resimleri, hayal dünyasının uçlarında, rüya karakterleriyle doludur. Kendi yaptığı bir uyku düzeninde; elini asarak uyur, uykuya dalıp eli  kafasına düşerek uyanınca gözünün önündeki ilk görüntüyü hemen çizerek pek çok eserini oluşturmuştur. Dünyada ‘karıncayiyen’, evet yanlış duymadınız pet olarak karıncayiyen besleyip davetlere onunla katılan tek insandır, seviyom ben bu adamı yaaa….

   

Michelangelo Buonarotti

Leonardo Da Vinci ile birlikte, İtalyan rönesansının örnek figürü olmuştur. 7 metre boyundaki ikonik Davud Heykeli’yle ünlense de, kendi şahsî fikrim şu ki; 4 yıl tek başına kiliseye kapanıp boyadığı Sistin Chapel’ini gezip; kafamı kaldırıp kubbeye yüzyıllar öncesi imkanlar dahilinde, sadece iskemleye tırmanarak fırça darbeleriyle verdiği boyutu görünce; kesinlikle uzaylılar, üç harfliler, üç ayaklılar, neyse onlar, farklı bi boyutta varlar; ona inandım. Çünkü ‘insanoğlu’ vasfındaki bir fâninin bu eseri yapmış olması bana akıl almaz geldi; bu dehâ karşısında büyülendim. Bi insan böyle resim, heykel yapar da şiir yazamaz mı; âlâsını yazmış hem de! Rönesans’ın sembolü olan Davud heykelini Katedral için getirilip kullanılmayıp çöpe atılmış bir mermeri şekillendirerek yapan Michelanj eserlerinden biri hariç hiçbirine imza atmamıştır. Öldüğü 88 yaşına dek eserlerine aralıksız devam edip ‘dünyanın en çok tanınıp hayran olunan sanatçıları’ listesinde hep en üstlerde yerini almıştır. Valla eserleri bence anlatılmaz, tanımlanamaz, yaşanır, bence o bir insan değil, son kararım bu!

   

Rembrandt Van Rijn

Barok resmin Hollandalı büyük ustasıdır. Eserlerinde ‘ışık ve gölgeyi’ muhteşem kullanmış; hiçbir ressamın tutturamadığı ‘siyahı’ (yeminlen deli bunlar, kırmızı, mavi, yeşil anladım da tutturulamayan siyah nasıl ola ki?!!) bulup tarihe ‘rembrandt siyahı’ olarak geçirmiştir. Genelde kahve tonları hâkim, ışık, mum, mükemmel gölge oyunları varsa, dönemindekilerden farklı olarak ‘güzel’ değil, çirkin, yaşlı, şişman, anorektik kim olursa en gerçekçi hâliyle resmedilmişse Rembrandt’tır ki; otoportresini en çok çizen; gençliğinde yaşlılığını çizebilecek kadar öngörülü bir yetenek olmuştur. En önemli eseri ‘Gece Devriyesi’ tablosunda çizdiği adamın elinden size uzanan silah, tarihte ilk üç boyutlu resim çizen ressam olmasını da sağlamıştır. 60 yıllık hayatında 4 çocuk ve 2 eşini kaybederek pekçok acı yaşamış, bu da portlerine fazlasıyla yansımıştır. Yani, kalabalık, herbiri anlamsızca başka yöne bakan hareketli bir grup insanın resmi var ve bi taraftan ışık gelip gölgeler yarattıysa Rembrandt’tır.

         

 

Benim yazılarımı daha önceden de okuyanlar tarzımı ve dünyaya değişik bi açıdan bakışımı bilir, bir hekim olarak ‘sanat’ yazmak ne haddime, bu işin uzmanları, tarihçiler tabi ki ressamlar ve eserleri hakkında size ayrıntılı bilgiler verecektir. Ben her zamanki gibi hunimi taktım, yazdım, sanat, kültür konuşcaz diye kasılalım, hiç mi gülmeyelim üstaadım, olmaz, di mi hem ‘gülmek devrimci bir eylemdir’; o dik duruşlu, güzel insanlar gibi biz de hep gülebilelim! Sevgiyle kalın, sağlıcakla gezin!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3 Yorum
  1. İbrahim 2 sene önce

    Harika bir bakış açısı. Zevkle okudum yazınızı doktor hanım. Tebrikler.

  2. Havva Yılmaz 2 sene önce

    Yine harika yazmışsınız. Tebrikler.

    • Yazar
      Figen Kardeş 2 sene önce

      Çok teşekkür ederim, hayata farklı açılardan bakabilmek ruhuma çok iyi geliyor.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

©2021 Anadolu Gezi Rehberi

İletişim

Gönderiliyor

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account