Salda Gölü’nden kamyonlarla alınan malzemelerle ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Erol Kesici yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi. “Gölün suyu kalsiyumbikarbonat, magnezyumbikarbonat ve sodyumbikarbonat içermektedir. Bu sebeple gölün suyu alkalendir. Sığ suda bu tuzlar önce hidromanyezit halinde çökelmekte sonra giderek su kaybederek huntit mineraline dönüşmektedir. Huntit ısıya karşı yalıtım ve yangına karşı dayanıklı kumaş yapımında kullanılan ve ihraç edilen bir mineraldir. Bu mineraller sanayide ısı yalıtımında kullanılmaktadır. Bu mineralleri içeren çökellerin göl kıyısından alınıp, 5 km ilerideki göl kıyı alanındaki yola altlık olarak döküldüğü bildirildi.”

Temel izolasyon maddeleri manyezit deposu Salda Gölü
Salda Gölü’nde milyonlarca yıldır oluşan manyezit oluşumları olduğunu ifade eden Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, “Bu oluşum gölle bütünlük oluşturur. Çıkarılması yatağının tahribi göle büyük zarar verir. Manyezitler, endüstride refrakter ( ateşe dayanıklı) malzeme olarak kullanılır. Manyezitler endüstrinin temel izolasyon maddelerini oluşturan ateşe dayanıklı malzemeler bilinirler. 538 °C üzerindeki sıcaklıklarda uzun süre kullanılabilir oldukları belirlenmiştir. Endüstriyel hammaddelerin bilinçli kullanılmadığı sürece insan sağlığına zararlarının kaçınılmaz olduğu gerçektir.”, şeklinde konuştu.
Manyezitlerin sanayide kullanımı
Manyezitlerin ateşe dayanıklılıkları nedeniyle endüstrinin temel izolasyon malzemesi olan ateş tuğlaları olmak üzere, camlar, mutfak eşyaları gibi büyük bir malzeme grubunu oluşturduğuna dikkat çeken Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, kullanım alanları hakkında da şu bilgileri verdi: “Bazı refrakter tuğla-seramik-çimento fırınları astarı, indirgeme yükseltme fırınları astarı, maden cevherinin metal içeriğini yüksek sıcaklıkta indirgenme tepkimesi yardımıyla cevherin geri kalanından ayırma süreçlerinde -çelik dökümhanelerinin elektrik ark ocaklarında ve ısıl işlem fırınlarında- ateşe dayanıklı malzeme olarak kullanılmaktadırlar.”

Birçok endüstride kullanılır
Tarım endüstrisinde, ince tarım şeklinde hayvan yemine katılarak: iri taneliler gübre endüstrisinde kok oluşturmayan ince tozlar pastörize tossuzlaştırma malzemesi olarak. İnşaat endüstrisinde; askı taban, izolasyon inşaat blokları ve hafif yapı elemanı olarak. İlaç endüstrisi ve tıpta. Genel kimya endüstrisinde; magnezyum bileşiklerinin üretimini başlangıç malzemesi. Lastik ve plastik endüstrisinde; stabilizatör (dayanıklılık sürecini artıran) madde vulkanizör (yüksek sıcaklıkta gerçekleşen proses işlemi) madde olarak. Kağıt endüstrisinde. Otomotiv yağlama yağlarında; hızlı çalışan motorlar için etkin olarak asitlerin nötrleştirilmesinde katkı maddesi olarak. Uranyum cevherlerinden uranyum oksit eldesindeki karbonat devrelerinde emici ve katalizör olarak. Camlar, seramik ve mutfak eşyalarının üretimlerinde. Hafif yapı elemanı (birçok ülkede hafifliği, doğallığı, ekonomikliği, depreme ve yangına dayanıklılığı gibi nitelikleri sayesinde özellikle ısı ve ses yalıtımında yoğun olarak kullanılan malzeme) olarak kullanılmaktadır.
Magnezyum filizi insan için çok önemli
Magnezyum filizinin insan için çok önemli olduğunu belirten Dr. Erol Kesici, sözlerini şöyle sürdürdü. “Gölden alınan bu çökeller kırılgan yapıda olup en ufak darbede ve ezilmede un ufak olur. O nedenle ayaklarınızla basmayınız diyoruz, Salda Gölü kıyısına ayakkabı ile girilmesini istemiyoruz. Burayı plaj olarak kullanmayın diye yıllardır uyarılarda bulunuyoruz. Çünkü magnezyum filizi toz haline dönüşünce kontrol altına alınmazsa solunumla vücudumuzda çok ciddi sorunlar oluşturabilir. Bu konuda bir hekimle görüşebileceğiniz gibi benim gibi araştırma yapıp bazı bilgilere ulaşmanız mümkün. Şöyleki; tutuldukları bölge ve tanecik büyüklükleri hakkında size biraz bilgi vermem gerekirse: 10 mikron ve üzerindeki tozlar: Boğaz ve üst solunum yolunda tutulur. 5 ila 10 mikron tozlar: Alt solunum yollarında tutulur. 0,5 mikron ve altındaki toz tanecikleri ise solunum sırasında akciğerlere girer ancak genellikle bir birikime neden olmadan çeşitli şekillerde atılır.”

Akciğer hastalıklarına neden olurlar
Dolayısıyla sağlık açısından zararlı olanlar “ince toz” veya “solunabilir toz” adını verdiğimiz 0,5 ila 5 mikron arasındaki tozlardır diyen Dr. Erol Kesici, şu bilgileri verdi: “Bu tozlar solunum yoluyla hava keseciklerine kadar ulaşırlar ve “pnömokonyoz” dediğimiz akciğer hastalıklarına neden olurlar. Bu hasar nedeniyle meydana gelen her türlü hastalığa pnömokonyoz denilmektedir. Nefes almada güçlük çekme ve kronik olarak bronşit görülmesi bu hastalığın ilk belirtileri olabilmektedir. Vücudun korunma mekanizması çok güçlü olduğundan akciğer hava keseciklerine yerleşen tozların bir kısmı zamanla solunum, salgı gibi akciğerlerin kendi kendini temizleme özelliğine bağlı olarak vücuttan uzaklaştırılabilir. Atılamayan kısım ise akciğerlerde birikerek 10 ila 20 yıl gibi bir süreçte pnömokonyoz oluşumuna neden olabiliyor.”
Göle hiçbir gerekçeyle kesinlikle hiçbir yapı yapılmamalıdır
Salda Gölü temiz doğası ve havasıyla öncelikle ruhumuzun dinleneceği “gözümüzün gönlümüzün açılacağı” huzur bulunan yaşam alanı olduğunu dile getiren Dr. Erol Kesici, “İnsanlar burada huzur ve şifa bulur. Salda Gölü korunmasıyla ilgili yıllar öncesinden savunduğum konulardan biri de, göle hiçbir gerekçeyle kesinlikle hiçbir yapı yapılmamalıdır. Kireçtaşlarındaki kalsiyumkarbonatın katık maddesi olan kil, gölün dibine hidro-magnezit ile birlikte çamur halinde çökelmektedir. Gölün dibindeki çamur nedeniyle her yerde suya girilemez. Her şeyden önce bu hassas olan biyomineralizasyon olayının sürekliliği için, göle girilmemesi gerekir. Buranın plaj olarak kullanılması yasaklanırsa zaten sorun kalmaz. Uyarıcı levhalar elbette iyi de nedenleri de halka açıklanmalı diye düşünüyorum.”, dedi.

Dünya atmosferine ilk oksijeni üretip salan canlılar olan siyanobakter yani mavi yeşil alglerin de Salda Gölü’nde yaşadıklarına dikkat çeken Dr. Erol Kesici, şu açıklamalarda bulundu. “Mavi yeşil algler, Salda Gölü’nün dışında birçok sularda, nemli alanlarda yer alan çok sayıda türden oluşan canlılardır. Siyano bakteriler en ilkel yapılı, 3.6 milyar yıldan beri dünya gezegeninde yaşayan ve fotosentez yapan canlılardır. Salda Gölü’nün hidromanyezitli çökelleri oluşturabilmesi için de gereklidir.
Salda Gölü’nde de böyle olsun istemiyoruz
Bir çok konuda yaptığımız gibi, bir şeyi kaybettikten sonra önlemlerinin alınmasından vazgeçmemiz gerektiğini ifade eden Dr. Erol Kesici, şu uyarıları yaptı: “Bu konuda yıllarını vermiş araştırmalar yapan bilim insanlarına kulak vermemiz gerekir. Neden ve ne yapılması gerektiğini bizler gerekçeleri ile birlikte anlatmaktayız. Örneğin yıllarca kötü yönetim politikaları nedeniyle Pamukkale’deki doğal yapılar travartenler çok ciddi şekilde tehlikeye girdi. Karardı. Bu gün Pamukkale’de daha önceden mutlaka alınması gereken koruyucu önlemler, hata yaptık denilerek, daha da ağır koşullarla alınmış durumdadır. Yani olan olduktan sonra ciddi koruma altına alınmasının anlamı yoktur. Salda Gölü’nde de böyle olsun istemiyoruz.

Millet Bahçesi olmasına gerek yoktur
Salda Gölü’nün Millet Bahçesi olmasına gerek yoktur. Zaten Burası Dünya Halklarının Bahçesi. Bizim bu konuda karşı duruşumuzun sebebi, buraya insanların istilasını engellemek. Kumulların ezilmemesi, kararmaması, suyunun kirlenmemesi, kısacası gölün ekolojik yapısının ve biyoçeşitliliğinin, korunmasını sağlamak nedeniyledir. Bu haliyle yeni bir düzenlemeye ihtiyaç yok. Çünkü buraya en az 10 farklı amaçla kullanılacak hiçbir donatı (yapı neden olursa olsun ister kartondan da olsa) yapılmamalı. Buraya hiçbir şekilde maliyet hesabı yaparak bakılmamalı. Buradan para kazanmak için yapılacak çalışmalara izin verilmemesi gerektiğine inanıyorum.
Suyundan yararlansınlar ama göle girerek atık bırakarak değil
Elbette insanlarımız buradan yararlanacaklardır. Bu tür alanların nasıl korunarak insanların ziyaretlerine açıldığıyla ilgili dünyada da bir çok örnek var. Onlar uygulansın. İnsanlar Salda Gölü’ne gelsinler, gezsinler, ama kumlara basarak değil. Dokunsunlar ama gölün içine girerek değil. Suyundan yararlansınlar ama göle girerek atık bırakarak değil…. Buraya arabayla bile ulaşılmamalıdır.. Burası piknik alanı değildir. Bu bölgede sigara içilmesine dahi izin verilmemelidir.

Göle hassas davranılmalıdır
Salda Gölü ve çevresinde bulunan tüm bu oluşumlara dünyada eşsiz olması nedeniyle bu kadar hassas davranılmalıdır. İllaki birşeyler yapılmak isteniyorsa, donatılar gölün her cephesinden ilerideki yerlere yapılabilir. İnsanların gereksinimleri gölden uzaktada karşılanabilir.. Zaten nerdeyse herkes özel araçlarla Salda Gölü’ne geliyor. Burası saatlerce kalınacak konaklanacak, çadır kurulacak yer olmamalıdır. Eşsiz güzelliklerini görmek için kontrollü bir şekilde ve kıyıya etkisi olmayacak, yürüme alanları yaparak, göle ulaşılabilir şekilde koruma altına alınabilir.
Salda Gölü’nde suya girmemeliyiz
Salda Gölü’ne kesinlikle girilmemelidir. Suya girilmesi, gölün dip yapısının minerilizasyonunu sekteye uğratır ve bakteri oluşumunu farklılaştırır. Suyu, çamuru iyi ama, tekrar ediyorum kesinlikle göle girilmemelidir. Göl hassas, kaybetmemek için bazı şeyleri elemek gerekir. Göle uzak alanlarda, gölün su bütçesi korunup alınarak oluşturulan havuz ve banyolar yapılabilir. Havuzlar gölün kuzey kesiminde bir yere yapılıp, atıkları arıtma sistemleriyle arıtılarak tekrar göle verilmemek koşuluyla düzenlenebilir. Bunun birçok modeli var. Doğaya zarar veriyorsak, ki veriyoruz, gölün önceliği korunmaksa, gölün içerisine girerek çözüm bulunamaz. Denge kurulmalı ne yardan ne de serden vazgeçmeyiz denilmemeli.

Salda Gölü’nün kendini yenileme imkanı yok
Aklın, bilimin yolu bir. Yapalım görelim deneyelim demeyelim. Salda Gölü deneme alanına dönüştürülmemeli. Dünyanın birçok yerinde binlerce göl var ama, Salda defalarca dile getirdiğimiz özellikleriyle diğer göllere benzemez. Benzeri Kuzey Kanada’da var ve başka da yok. Çok hassas. Sıfır tolerans olmalı, çünkü Salda Gölü’nün kendini yenileme imkanı yok denecek kadar az. İleride, ne yapalım haklıymışsınız, yapılmamalıydı, oldu bir kere denilmesinin hiçbir anlamı yok.
Covid 19 İnsanın doğaya yapmış olduğu işgalin ve umursamazlığının sonucudur
Salda Gölü doğa alanları benzeri yerlerde tolerans kayıplara, felaketlere neden olabilir. Örneğin Covid 19. İnsanın doğaya, yaban hayatına yapmış olduğu işgalin ve umursamazlığının sonucudur. Şimdi insanoğlu uğraşsın dursun. Bu salgında başarılı olunsa bile benzeri salgınların önü kesilebilecek mi? Hayır. Çünkü yenileri çıkacak. İnsanlar dünyada yalnız değillerdir. Yalnız kendileri yaşamamaktadır. Yaşamın doğanın dengesini bozmak, kayıpları yaşamaktır. Bu doğanın ilkesi. İnsanlar olmadan da doğa sürekli öyle veya böyle var olmaya devam edecektir. Yaşananlar adeta doğanın umurunda değildir. Doğada yaşamanın kuralları ve dengesi vardır. Koruyarak hassasiyetleri bilerek yaşamalıyız. Savunduğumuz ve anlatmak istediğimiz tam olarak da bu. Yıllardır bilim insanları olarak haykırdık, rica ettik, hatta yalvardık, ama insanların “doymazlığı” ve “insafsızlıkları”, “para hırsları” kulaklarını tıkadı. Duymadı, duymak istemediler. Sonuç ortada. İnsanoğlu, doğadan bilimdışı olarak ne kadar para kazanmak isterse istesin veya kazandığını düşünürse düşünsün, kayıplarının her zaman kazandıklarından kat kat çok olduğunu görecektir.










